logo

Sitemize hoşgeldiniz.
Tarih: 10-16-2018
Saat: 15:21

Medyum Umut Papaz Büyüsü Büyü Bozma Kara Büyü

MedyumUmut Medyum Umut büyü sihir vefk aşk bağlama evlilik şans kader kısmet
Site Map Contacts anasayfa

Medyum Umut
Medyumumut Gerçek Sitesi Medyum umutun sitesi Bursalı Medyum Umut medyumlar medyum Medyum Siteleri Medyum Sitesi Medyum online Sihir-Büyü iptali Cin CinlerTedavisi Kismet Açma Baglama Başarı Aile Geçimsizlikleri Nasip Kismet Rizik Bereketdualari

POPÜler YAZILAR

SON YORUMLAR

Home » Kısmet Açma » en güvenilir medyumlar
yazarYazar: Medyum Umut | tarihTarih: 22 Kasım 2017 / 15:10

Haset Ve Nazar Haset Ve Nazar

Haset Ve Nazar Haset ve Nazar Haset, bir insanın elindeki nimetin gitmesini temenni etmektir ki, bu şekilde düşünüp o insanın hakkında bazı hilelere teşebbüs etmektir. Bu şekli ile haramdır. Bu hali haset edenin hem kendisi için zararlı hem de olunan için zararlıdır. Bir haset daha vardır ki bu mubahtır. O da bir insan’ın elindeki nimetin gitmesini temenni etmeden aynı nimetin kendisinde de olmasını istemektir ki bu haram değil mubahtır.

Buna gıpta da denir. Efendimiz (S.A.V.) sahih bir hadis-i şerifte ancak iki şey haset edilir: Allah (C.C.) bir insana mal vermiştir, o insan o malı gece gündüz infak eder. (fakir ve ihtiyaç sahiplerine dağıtır) Bir insana da Allah (C.C.) ilim vermiştir. O insan da ilmi ile amel eder ve insanlara öğretir.

Bir haset daha vardır ki bu, insanın iradesinden değildir. Bir kardeşini malından veya ilminden veya rütbesinden sebep kıskanır. Fakat buna mani olamaz ve o kardeşinden o nimetin gitmesini de istemez. Bu düşüncenin kendinden gitmesi için de çok zorlanır.

Hatta bu düşünce galebe çalınca o kardeşi için hayır dua’da bulunur. Bu da haram değildir. Belki de bu düşüncenin kendisinden gitmesi için nefsi ile mücadele etmesinden sebep sevap kazanır. Haset ekseriyetle düşmanlık ve buğzetmekten ve kendini büyük görmekten ve kendini beğenmekten doğar ki, bu kötü ahlak bir de rütbe sevgisindendir ki bir insan fazla meth-i sena edilince onun reis olmasını makam sahibi olmasını istemez veya olmuşsa elinden gitmesini ister.

Haset Ve Nazar

Bir haset vardır ki insan kendisinden fazla sevildiği hürmet ve saygı gösterildiği için karşısındakini kıskanır. Bir şeyh’in müridleri arasında olduğu gibi ki şeyh bir müride fazla itibar eder ve onu severse onu kıskanırlar. Yusuf (a.s.)’un kardeşleri arasında olduğu gibi. Haset, ayet ve hadis ile sabittir ve inkarın da yolu yoktur. Hasetin Kuran’daki Delilleri Kuran-ı Kerîm’de açık olarak dört yerde haset’ten bahsedilmektedir: “Ehli kitaptan bir çokları, nefislerinden kaynaklanan hasetten dolayı sizi imanınızdan sonra, kafirler haline çevirmek isterler.”

“Yoksa onlar, Allah (c.c.)’ın lütfundan verdiği şeyler için insanları çekemiyorlar mı?” “Onlar: “Bizi çekemiyorsunuz” diyecekler. Hayır, onlar pek az anlayan kimselerdir.” “Haset ettiğinde haset edenlerin şerrinden” Haset’in Sünnetten Delilleri 1. Zübeyr Ibn-Avvam (r.a.)dan Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurdu: “Sizden önceki ümmetlerin hastalığı haset ve buğuzdur. Buğuz ise traş edicidir. Saçı traş değil dini traşdır.

(Nasıl ki insan traş olunca saçları ondan gidiyor buğuz edince de dine imana söverek dinden çıkar.” “Canım kabza-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, inanmadıkça cennet’e giremezsiniz. Sevişmedikçe inanamazsınız. Size bir şey haber vereyim mi ki onu yaptığınız zaman sevişesiniz. Selamı aranızda yayın.” (Tirmizi, Ebu Davut, Ahmet) 2. Enes İbn-i Malik (R.A.)dan: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu;

Haset Ve Nazar

“Buğnzlaşmayın (kızmayın) hasedîleşrneyin, birbirinize sırt çevirmeyen ve kardeş olarak Allah’ın kulları olun. Bir Müslüman’a (DİN) kardeşini üç günden fazla terk etmesi (onunla dargın durması) Helal olmaz.” (BUHARI, MÜSLİM, TlRMlZl, EBU DAVUT) 3. Abdullah ibn-i Busr’den:

Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu; “Haset dedikodu ve kahinlik edenler benden değildir, ben de onlardan değilim.” (KENZÜL-UMMAL) 4. Ebu Hureyre (r.a.)dan: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; “Haset’ten sakının, çünkü ateş odunu yediği gibi haset de sevapları yer.” (EBU DAVUT, İBN-MACE) Nazarın da haset ile alakası vardır, ve haset’ten doğar, insan haset ettiği zaman o içindeki kötü düşünceler gözleri vasıtasıyla haset olunan üzerinde etki eder.

Bu da gözden çıkan zararlı ışınlardır ki tah-ribkardır. Canlı ve cansız eşyada tesirini gösterip tesir eder. Nazar da ayet ve hadis ile sabittir ki inkarın yolu yoktur. NAZAR’IN VARLIĞININ KURANDAKİ DELİLLERİ 1. “Doğrusu o kafirler Kur’an’ı işittikleri vakit az kalsın gözleri ile seni devireceklerdi.” (Kalem 51) Fahreddin Razi ve Hazin’in beyanlarına göre Beni Esved kabilesinden gözünün değmesi ile meşhur kişileri müşrikler

Resulullah’a baktırırlardı. Bu ayet bu hususta nazil olmuştur. 2 “Ve (Yakup (a.s.)) dedi ki oğullarım (Mısır’a) bir kapıdan girmeyin ayrı ayrı kapılardan girin ama ben (ne yapsam) Allah’ın takdir ettiği hiçbir şeyi sizden geri çeviremem. Hüküm yalnız Allah’ındır.

Haset Ve Nazar

Ben ona dayandım. Dayananlar da yalnız ona dayansınlar.” Yakup (AS) oğullarını Bünyamin ile beraber Mısır’a doğru yola çıkarmak için hazırladığında onlara hepsinin bîr kapıdan girmemelerini başka kapılardan girmelerini emretti. Çünkü Yakup (a.s.) onlara göz değmesinden korkmuştur. Muhakkak ki göz değmesi haktır. Biniciyi atından düşürür. Ama ben (ne yapsam)

Allah’ın takdir ettiği hiçbir şeyi sizden geri çeviremem. Yani bu sakındırma Allah’ın kader ve kazasını elbette geri çevirmez. Çünkü Allah bir şey dilerse ona karşı gelinmez ve engel olunmaz. “HÜKÜM Allah’ındır. Ben ona dayandım, dayananlar da O’na dayansınlar.” SÜNNETTEN DELİLLER Ebu Hüreyre (r.a.)’den: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; “Nazar haktır.”

(Buhari. Müslim) İbn-i Abbas (r.a.)’tan: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; “Eğer kaderi geçecek bir şey olsaydı nazar olurdu. Eğer nazar olduğunuzu anlarsanız, guslediniz.” (Müslim) Aişe (R. anha)’dan: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; “Nazardan Allah’a sığının muhakkak nazar haktır.”

(Müslim) Ebu Ümame ibn-i Sehl ibn-i Huneyf buyurdu ki; Amr b. Rabia, Sehl ibn-i Huneyf’i yıkanırken gördü vücudu çok hoşuna gitti. (Vücudu çok beyaz ve güzel cildi vardı.) Ve ona gözü değdi. Sehl oracıkta rahatsızlandı. Resulullah’a haber gönderildi ve denildi ki Sehl, başını kaldıramıyor,

Haset Ve Nazar

Sehl’e yarayacak bir şey var mı? Resûlullah ona nazar değmiştir, kimden şüphe ediyorsunuz diye sordu. Amr b. Rabia’dan dediler. Onu çağırın buyurdu. Amr gelince ona çıkışarak sizden biriniz kardeşini öldürür. Gördüğünde niçin Allah mübarek etsin demedin buyurdu.

Bunun üzerine Amr yüzünü, ellerini, dirseklerini, topuklarını yanlarını ve izarının içini bir kapta yıkadı. Ve bu suyu Sehl’in üzerine döktü. Sehl kendine geldi. (Ahmed, İbn-i Mace, Nesei) Ürnmü Seleme (r. anha) anlatıyor; Resulullah evinde yüzü sararmış bir cariye gördü. “Ve bunu çarpmışlar bunda göz değmesi var” buyurdu (Buhari) Esma binti Umeys (R. anha) şöyle buyurdu; “

Ya Resulullah Cafer oğullarına nazar isabet ediyor. Onlara okuyayım mı?” Efendimiz (s.a.v.); “Evet, Allah’ın takdirini geçecek bir şey oisaydı nazar olurdu” buyurdular. (Ahmet, Tirmizi, Nesei) Cabir (r.a.)’den: Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu; “Nazar insanı kabre sokar. Deveyi de kazan’a sokar.”

(EbuNaim) Cabir (r.a.)’den: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; “Allah’ın kaza ve kaderinden sonra ümmetimden ölenlerin ekserisi nazardandır.” (Buhari) Enes (r.a.)’ten: Resulullah (s.a.v.) nazar, yılan, akrep gibi hayvanların sokmasında ve yan tarafta çıkan yaralardan dolayı hastayı okumaya izin verirdi. (Buhari, Müslim, Ebu Davud) Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur;

Haset Ve Nazar

“İnsan, kardeşinde, kendi nefsinde ve mahnda bir acaiplik gördüğü zaman dua etsin. Çünkü nazar, haktır.” (İbn-i kesir) “Efendimiz (s.a.v.) (HZ) Hasan ile Hüseyin’i okur ve ibrahim (a.s.) ismail (a.s.) ile İshak (a.s.)’ı böyle okurdu” buyurdu. (Ibn-i Kesir) Bu delillerden anlaşılıyor ki; a)

Haset, Kur’an ve sünnet ile sabit bilinen bir gerçektir. b) Haset, insandan olduğu gibi cinlerden de olabilir. c) Haset etme bakımından gören ile görmeyen müsavidir. d) insan kendi nefsini malını ve evladını nazar eder. e) Hasedin şerrinden Allah’a sığınmak lazımdır. f) Hasedin şerrinden korunmak için ön tedbirler almak lazımdır. HASETİN SEBEPLERİ 1. DÜŞMANLIK VE BUĞUZ

Allah (C.C.) bu hususta Kur’an-ı Mecid’inde açık olarak beyan ediyor. “Onlar sizinle karşılaştıkları zaman; inandık derler. Kendi başlarına kaldıklarında size karşı öfkeden parmaklarını ısırırlar. De ki; öfkenizden ölün, şüphesiz Allah göğüslerin özünü bilir.” 2. BÜYÜKLÜK İlim, mal ve rütbe bakımından kendisinden üstün kimsenin olmasını istemez. Olursa haset eder, tahammül edemez.

Belki kendisi kadar olmasına tahammül edebilir. Fakat kendisinden üstün olmasına tahammül edemez. 3. KENDİNİ BEĞENMEK Kendisinden başkasını beğenmemek ki bu hal insanın küfre gitmesine dahi sebep olur. Şeytan kibri sebebi ile Allah’ın rahmetinden kovuldu. Allah (C.C.) şöyle buyuruyor; “

Haset Ve Nazar

(Şunu da) Hatırla ki, Biz Meleklere; Adem için secde edin demiştik ve onlar da secde etmişlerdi de ancak iblis (etmedi) ben bir çamur olarak yarattığın kişiye secde eder miyim? dedi.” 4. ACAİB GÖRMEK İnsanın yakın akrabası, arkadaşı veya tanıdığı bir kimsenin hiç ihtimal yokken birden alim, zengin veya mevki sahibi olduğunu görünce teaccübünden kıskanır, haset eder.

5. BİR ŞEYİN ELiNDEN GİTMESİNDEN KORKMAK Bir hocanın talebesini kendisinden fazla sevmesinden veya kendisinden fazla onun gözüne girmesinden korkmak, Yusuf (a.s.)un kardeşleri arasında veya bir şeyhin müritleri arasında olan kıskançlık gibi. 6. REİSLİK SEVGİSİ Kendisinden başka kimseden söz edilmesini istemez, sadece kendisinden bahsedilmesini kendi ilminden kendi fenninden bahsedilmesini ister.

Haset Ve Nazar

Başkasının iyiliğinden bahs edilse üzülür kıskanır, başkasının kötülüğünden bahsedilse sevinir. Zamanında ondan üstün insan olduğunun söylenmesine tahammül edemez. 7. ÂDÎ NEFİSLİ OLMAK Düşmanlık, buğz ve kendini büyük görmeden bütün arkadaşlarını iyiliklerinden dolayı kıskanır. Kimsenin iyi ameline, işine, parasına tahammül edemez kıskanır. Bu tür insana da halk arasında kıskanç denir.

yazarYazar: Medyum Umut | tarihTarih: 21 Kasım 2017 / 18:14

Karabasan Nedir Karabasan Nedir

Karabasan Nedir Kabus, uyanıldığında kol ve bacakların felç olmuş gibi hareket etmemesidir. Çoğunlukla düş sonrası olur.[1] İzole uyku paralizileri (uyku felci) de tecrübe et bu vaziyetler, sıklıkla uykudan uyanma vaziyetlerinde izlenir.
Hasta uyanıktır, ancak hiç bir yerini kıpırdatamaz, sanki felç olmuş veyahut soluk almayacakmış duygusu içindedir. Hasta için çok ürkütücü olan bu vaziyet, 10-20 saniye kadar devam edip kendi kendine biter veyahut dışarıdan bir kişinin hastaya dokunması nöbeti sonlandırır.[2]
Kabusun diğer bir istikameti ise; kişinin gece uykusunda korkulu düşler görerek uyanması denilen bir uyku bozukluğu olmasıdır.[3]
Kabusun kolay bir uyku hastalığı olduğunu belirten Denizli Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Okan Bölükbaşı, bu konu ile ilgili şöyle diyor:
«Kabus, uykuya daldıktan bir müddet sonra iblisin gelip göğse oturması boğazınızı sıkması nefes alamama hiçbir yerinizi oynatamama bağıramama yardım isteyememe şeklinde tarif edilen müthiş bir dehşet ve panik tablosu olarak tanımlanır. Kültürümüzde cinlerle ilişkilendirilen ve sıklıkla hocalara müracaat edilen bu durum aslında basit bir uyku bozukluğudur.
Bu olay uykuya daldıktan kısa bir süre sonra bilhassa genç insanlarda hafif uykudan derin uykuya geçiş sırasında üst beyinle alt beyin arasında geçici bir uyumsuzluktan meydana gelen mesele hasebiyle yaşanabilmektedir. Bu olay, bütün dünyada yaygın olarak görülmektedir.
Mesela bunun Japon halk kültüründe deniz cinlerine İngiliz halk kültüründe hortlaklara Kuzey Amerika’da cadılara bağlı olduğu zannedilirmiş. Ülkemizde bunun çok kolay rehabilitasyon edilebilen nörolojik bir mesele olduğu ne yazık ki bilinmemektedir.

Karabasan Nedir

İnsanlarımız bu konuda ehil olmayan kişilere gidip vakit kaybetmektedirler. Bu hastaların kesinlikle nörolojik kontrolden geçmeleri gerekmekir. Bu tür hastaların bazılarında çok nadir olarak ur kanser damar yumaklaşması veyahut irin gibi beyin sapı kisti tespit edebilmektedir. Bu gibi vaziyetlerin bertaraf edilebilmesi için hastaların ciddi bir nörolojik incelemeden geçirilmeleri koşuldur.
Rehabilitasyon kısa kolay kolay ve nettir.» [4]
Kabus, yoğun vokalizasyon, motilite ve yüksek otonomik boşalmayla kendini gösteren ve gece uykusunda ortaya çıkan aşırı korku ve panik dönemleridir. Fert oturur veya kalkar, çoğunlukla gece uykusunun ilk 1/3’ünde olur ve panik ifade eden bir çığlıkla birliktedir
. Oldukça sık olarak sanki kaçmaya çalışıyormuş gibi kapıya hamle yapar, ancak seyrek odayı terk eder. Olayın anımsanması, şayet varsa, oldukça hudutludur (genellikle anımsadığı bir veya iki fragman şeklinde zihni imgelerdir) [5]
Uyku süresince beden işlevleri, felce uğrar. Rüyalar benliğimizi acıtan acılardan alıkoyar. Uykumuza kargaşa hakim olduğunda uyku durumu ruhumuzu takip eder. Uyku felcinde hypnogogic ve hypnopompic halüsinasyonlar eşliğinde geçirilen uyku felci, ruhumuza akılalmaz korku verir.
Hypnogogic durum, insanın uykuya dalma sürecinde deneyenler olarak dile getirilirken, hypnopompic durum uyanma sürecinde ele geçirilen deneyimleri içerir. Bu duyular, vücudun geçici bir felç ile hareketsiz kaldığı uyku felciyle de beraber yaşanabilmektedir.[6]
Uyku felci (Halk arasında “kara basan” olarak da bilinir), uyandıktan hemen sonra (hipnopompik felç olarak da bilinir) veya seyrek olarak, uykuya dalmadan hemen önce, bedenin geçici olarak hareket edememesi (felç olması) ile karakterize edilen bir durumdur.

Karabasan Nedir

Fizyolojik olarak, REM atonia olarak da bilinen REM uykusu esnasında oluşan normal felç ile yakından alakalıdır. Buna göre bir takım bilim insanları ve fizikçiler bunun uyku döngüsünün “natürel” bir tesiri olduğuna inanır. Uyku felci beyin REM vaziyetinden tamamiyle uyanık vaziyete geçse de beden felcinin devam etmesi vaziyetinde oluşur. Bu vaziyet, kişinin şuurunun tamamiyle açık olmasına karşın hareket edememesine yol açar. Ayrı olarak bu vaziyet ile beraber hipnopompik sanrılar olabilir.
Çoğu kez, uyku felcine uğrayan kişi tarafından bunun bir düş nedeniyle oluştuğuna inanılır. Bu yüzden, insanların hareket etmek istese de hareket edemediği rüya sayısı bu kadar fazladır. Uyku felcinin kapı araladığı sanrılar bazen durumun normal bir rüya olarak idrak etmesine, bazen de oda içerisinde hayali şeyler görülmesine kapı aralar.[7]
Anksiyete bozukluğunun bir belirtisi olarak;
kişi, içinde korkuya benzeyen bir duygusu olduğunu, sanki kötü bir haber alacakmış gibi hissettiğini anlatır. Lakin korkusunun nedeni ve nesnesini bilmez. Halk arasında “bun bastı, korkutuyorlar, kabus bastı” gibi sözcüklerle anlatılmaya çalışılır. Bazen,özellikle uzun sürdüğünde, bunaltı durumu kişide yılgınlığa kapı araladığından çöküntü belirtileri de beraber bulunabilir.[8]
Kabus, gebelikte disoriyentasyon, çöküntü, uykusuzluk, irritabilite, psikotik bozukluk gibi görülebilen rahatsızlıklar arasındadır.[9]

Karabasan Nedir

Tarihçe

İbni Sina (M.S. 980-1037), “Yasa” (Canon) kitabında ruh bozukluklarını ve hastalıklarını on beş grup içinde toplamış, bunlar arasında şu hastalıklara yer vermiştir:
  1. Beyin dokusuna ve beyin zarlarına sarı safranın tesiri neticesi ortaya çıkan ateşli akıl hastalıkları,
  2. Beyinde, orta ve yan karıncıkların dokusunda değişme neticesi ortaya çıkan algı, hafıza ve düşünce bozuklukları,
  3. Kanın, kara veyahut sarı safranın kapı araladığı şuur bulanıklıkları, kara safranın kapı araladığı melankoli.
İbni Sina sınıflandırmasında aşırı ihtiraslara, eşcinselliğe, karabasana, kuduza, maniye ve şubat aylarında “kendisini kurt gibi görme” belirtisiyle ortaya çıkan hastalığa da (lycanthropy) yer vermiştir.
Fernel (M.S. 1497-1558), Fransa’da tinsel bozuklukları ve hastalıkları beynin zarlarını, yapısını ve karıncıklarını bozan nedenlere bağlı olarak üç büyük gruba ayırmıştır. Birinci grupta baş ağrılarına; ikinci grupta ateşli akıl hastalıkları, bilinç bulanıklığı ve maniye; üçüncü grupta baş dönmesi, epilepsi, felç, karabasan, adaleme, melankoli ve titremeye yer vermiştir.[10]

Çocuklarda Karabasan

Karabasan gece yarısı uyku esnasında yaşanan bir gerilim neticeninde aniden uyanma gibi fiziksel neticelere kapı aralayan bir durumdur. Karabasan yaşayan bir çocuk çığlık atabilir, kaçmaya çalışabilir ve yerinden kalmak isteyebilir. Hissedilen korku ve panik birkaç dakika sürebilir.
Bu durumlarda çocuğunuzu yatıştırmanız ve teskin faktörüz gerekmektedir. Karabasan gören bir çocuk sabah uyandığında gece yaşadıklarını anımsamaz. Tıpkı uyurgezerlik gibi karabasan da çocuklar arasında sıklıkla görülür ve ergenlik çağında dahi devam edebilir.
Çocuğunuz istediği halde yataktan kalkamaz, bir güç tarafından hareketlerinin engellendiğini hisseder, kıpırdayamaz ya da konuşamaz, bağırmaya çalıştığı halde sesi tüm çabalamalarına rağmen çıkmaz. Bu süre zarfında çeşitli halüsinasyonlar görülebilir. Karabasan genellikle 4-12 yaşları arasında görülmeye başlanır ve uykunun en derin olduğu anda hissedilir.
Bazı çocuklar ayda 1-2 kere karabasan görür. Bazı çocuklar ise bu durumu daha sık yaşar ve korkudan kendilerine ya da etraflarına zarar verir. Bu çocuklar yaptıkları şeylerin farkında bile değildir. Ergenlik çağında yaşanan uyurgezerlik durumu karabasana eşlik edebilir.
Bazı çocuklar evin çevreninde koşmaya başlayabilir, uzun bir süre konuşmak istemeyebilir. Uyandıklarında kafaları karışmış ve ne yapacaklarını şaşırmış gibi görünen bu çocuklar, tekrar uykuya dalar. Sabah uyandıklarında ise hiçbir şey anımsamazlar.
Karabasan genellikle sinir krizi olarak düşünülmektedir. Bazı çocuklar gerilim filmi izledikten sonra ya da korkunç bir hikâye dinledikten sonra karabasan görür.
Bazı çocuklar ise yaşadıkları ve kökleşmiş hale gelen korkuları nedeniyle karabasan görür.
Her iki durumda da anne ve babaların yapabileceği en ehemmiyetli şey sakin olmak ve çocuğu deşarj olmaktır. Çocuğunuzun yaşadığı gerilime veyahut strese kapı aralayan vaziyetin kaynağına inin.
Çocuğunuzun kabus görme sıklığı artmışsa, kesinlikle natürel sıhhat uzmanınıza müracaatın. Doğal sağlık uzmanları çocuğunuzun ruhsal, duygusal ve fiziksel dünyasına girerek sorunlarını çözmeye çalışır.
Uyku bozuklukları başlığı altında sizlere önerdiğimiz rehabilitasyonlar çocuğunuzu yatıştırıp sakinleştireceğinden, bu rehabilitasyonları özenle uygulamanız gerekmektedir. Çocuğunuzla sohbet etmeye çalışın, kaygılarını ve korkularını gidermek için elinizden geleni yapın.

Karabasan Nedir

Çocuğunuz, etrafında oyuncak, televizyon ve arkadaş gibi dikkatini dağıtan dış etkenler olmadığında, sizinle daha rahat konuşur. Bu yüzden çocuğunuzla baş başa konuşmaya çalışın. Onu dikkatle dinleyin ve sorunlarına analiz eder üretmeye çalışın. Çocuğunuz yatmadan önce moralini bozacak rastgele bir davranıştan, hikâyeden, filmden ve oyundan kaçının.
Çocuğunuz uyanmadan hemen önce karabasan görüyorsa, kendisini normal uyanma saatinden 15 dakika önce uyandırmanız önerilmektedir. Bu şekilde çocuğunuzu deşarj olabilir ve tekrar uykuya dalmasını sağlayabilirsiniz. Çocuğunuzu karabasan gördüğü saatlerde uyandırarak deşarj olursanız, yaşadığı negatifliğin tekrar etmesini önleyebilirsiniz. Bu şekilde yaşadığı kısır döngüyü de kırarak karabasanı önlemiş olursunuz.[11]

Karabasan ve Sleep Paralysis (Uyku Felci)

Sleep Paralysis, Türkler arasında “karabasan” olarak bilinen bir semptomdur. It is a generalized absence of myogenic tonus, which occurs suddenly during sleep and spontaneously and completely recovers in minutes. It can cause great fear, especially during its initial occurrence.
Hypnagogic hallucinations occurring at sleep onset are vivid perceptual experiences, either visual or auditory, like a dream. The last two symptoms of the tetrad can be observed in isolated form in normal persons.[TÜRKÇE’YE ÇEVRİLMELİ][12]

Karabasan Nedir

Paralysis occurring just before a person falls asleep.[TÜRKÇE’YE ÇEVRİLMELİ][13]
Halk arasında “Karabasan” olarak bilinen uyku felci, uyandıktan hemen sonra veya, seyrek olarak, uykuya dalmadan hemen önce bedenin geçici olarak hareket edememesi (felç olması) ile karakterize edilen bir durumdur. Uyku felci, kişinin bilincinin tamamen açık olmasına rağmen hareket edememesine neden olur.
Ayrı olarak bu durum ile birlikte halüsinasyonlar olabilir. Çoğu kez, uyku felcine uğrayan kişi tarafından bunun bir rüya sebebiyle oluştuğuna inanır. Bu yüzden, insanların hareket etmek istese de hareket edemediği rüya sayısı bu kadar fazladır.Uyku felcinin neden olduğu halüsinasyonlar bazen vaziyetin normal bir düş olarak idrak etmesine,bazen de oda içerisinde hayali şeyler görülmesine yol açar.[14]

Belirtiler

Uyku felcinin başlıca belirtisi uyanma öncesi veya uyuma öncesi görülen kısmi veya geçici iskelet adalesi felcidir. Diğer bir söylemle, bir kişinin uykuya dalarken veya uyanırken hareket edememesi veya konuşamaması hissidir. Uyku felci ile beraber hipnopompik sanrılar olabilir.
Bu halüsinasyonlar işitsel, dokunsal ve/veya görsel olabilir. Uyku felci kişi tekrar REM uykusuna dönmeden önce veya tamamiyle uyanmadan önce birkaç saniye veya birkaç dakika sürebilir. Çok uç vaziyetlerde, 4-5 saat sürdüğü de bilinmektedir.[7]

Olası sebepleri

Uyku felci, düş gören bir kişinin düşünde yaptığı hareketleri aynen yapmasını engellemek için REM uykusu müddetince oluşur. Uyku felcinin fizyolojisi ile ilgili çok az şey bilinir. Bununla beraber, uyku felcinin beynin pons bölgesindeki motor nöronların post-sinaptik inhibisyonu ile irtibatlı olduğu önerilmektedir.
Bilhassa, düşük düzey melatonin adalelerin uyarılmasını engelleyecek şekilde sinirlerdeki depolarizasyon akımı durdurabilir, ve düşte yaşanan eylemin gerçekte yaşanmamasını sağlayabilir (sözgelimi, düşünde koştuğunu gören bir kişinin gerçekte koşmasını engellemek gibi).
Uyku, 5 safhadan oluşur. 4 NREM (non-rapid eye movement) ve 1 REM (rapid eye movement) safhası. NREM safhaları uyku döngüsünün (Bu döngü de 90-120 dakika arası sürer) toplamda u’ini oluştururken, REM safhası %’ini oluşturur.
REM safhasında düşlerimizi görürüz ve bu safhada beyin, vücudu geçici olarak felç eder ve bundan dolayı düş görürken bırakın hareket etmeyi, ufak homurtular haricinde ses dahi çıkaramayız.
En azından olması şart olan budur, ters takdirde düşümüzde bir adamı kovalarken kendimizi bir duvara çarpıp kafamızı gözümüzü faydayken, haneden çıkıp sokakta pijamalarla (veya daha kötüsü, çıplak) koşarken veya oturduğumuz apartmanın yedinci katından düşerken bulabiliriz. Düşüneceğiniz gibi, uyurgezerlik de bu felç işlevinin çalışmamasına bağlı bir bozukluktur.
Ayrı olarak, bu düzensizliği yaşayanlar ve narkolepsiden muzdarip olanlar arasında bariz bir ilişki vardır. Lakin, fark çalışmalar çoğu insanın hayatlarında en az bir defa uyku felci yaşadığını göstermektedir.
Bazıları, değişik etmenlerin uyku felci ve halüsinasyonların yaşanma ihtimalini arttırdığını rapor etmişlerdir. Bunlar:
  1. Sırtüstü yatmak,
  2. Gayri muntazam uyuma saatleri; şekerlemeler, çok veya az uyumak,
  3. Fazla stres,
  4. Ani etraf/hayat tarzı değişiklikleri
  5. Olaydan hemen önce görülen temiz rüya. Ayrı olarak berrak rüya durumuna girebilmek için kullanılan bilinçli indüksiyon yaygın bir yoldur. WILD olarak da bilinir.
  6. Yapay uyku yardımcıları ve antihistaminler.
  7. Uyku öncesi açlık.
En çok kabul göreni, stresli yaşamdır. Faraziyeye göre aşırı stresli veya bunalımdaki bir insan çok az uyur, çok fazla uyur; çok geç yatar, çok erken yatar; çok geç kalkar… Bundan dolayı alt üst olan uyku döngüsü de, ortaya çıkan uyku bozukluklarının neticeninde hatalı bir şekilde işler ve uyku felci gerçekleşir.
Yanlış yatma şekli de ehemmiyetli bir etmendir. Uyku felçlerinin çoğunlukla sırtüstü pozisyonda uyunurken yaşandığı tespit etmiştir. Bu konudaki bir başka görüş de, boynun yanlış bir biçimde duruşunun uyku felcine kapı aralayabileceğidir. Yoğun stres zamanlarında ya da psikolojik sorunlar yaşayan kişilerde uyku felcinin daha sık görüldüğü belirtilmektedir.
Bazı sakinleştirici ilaçlar kullananlarda uyku felci görülme ihtimali, normale göre 5 kat daha fazladır. Uyku felci yaşayanların takriben üçte birinde, gün içinde panik atak olduğu belirlenmiştir. Uyku felci, bir hastalık değildir. Kişiye çok büyük bir ölüm korkusu yaşatsa da, hiçbir zararı yoktur. Ancak insanı korkutan bu durumun yaşanmaması için alınabilecek bazı tedbirler bulunuyor. En ehemmiyetlisi, düzenli ve yeterli uyumaktır. Olası olduğunca stresten uzak durmak da çok ehemmiyetlidir.[7]

Kabus ve Hallüsinasyon (Varsanı, Hallucination)

Ortada bir nesne yokken, varmışçasına algı edilmesi demektir; beş duyudan rastgele birinde veya bir kaçında husule gelebilir. Seyrek psikiyatrik hastalıklarda, tecrübi olarak da hipnoz altında iken, olan şeyin algı edilmemesi vaziyetine rastlanabilir ki, buna negatif hallüsinasyon denir.
Şayet kişi hallüsinasyonunun gerçek olduğuna inanıyorsa (yâni egosintonik – egoyla bütünleşmiş bir hallüsinasyon mevzubahis ise), bu vaziyet ekseriyetle psikoz belirtisidir; bunun hallüsinasyon olduğunu farkındaysa (yâni egodistonik – egoya yabancı bir hallüsinasyon mevzubahis ise), çoğunlukla nörolojik bir hastalığa delâlet eder.
Sıhhatli insanlarda da, bilhassa yoğun zorlanma altındayken görülebilen benzer nitelikli iki hallüsinasyon vardır:
Hipnagojik ve hipnopompik hallüsinasyonlar. Birincisi uykuya dalarken, uyku ile uyanıklık arası dönemde, ötekisi de aynı dönemde fakat uykudan uyanırken olur. Bu esnada tipik olarak kişinin bedeni felç halindedir ve hallüsinasyonlarının hallüsinasyon olduğunun da kısmen farkındadır.
Bu vaziyetten kurtulabilmek için yoğun gayret sarf eder. kolunu bile kıpırdatabildiğinde hâdise biter. Halk arasında kabus tecrübe et bu vaziyet tamamiyle beynin bir oyunudur ve narkolepsi tecrübe et bir hastalığın da belirtisi olabilir.[15]
Vivid dreams that occur just before a person falls asleep; accompanied by sleep paralysis.[13]

Narkolepsi Hastalığı

Katapleksi. başka bir deyişle şuur kaybı olmaksızın iskelet adale gerginliğinin kaybı, şaşırtıcı nörolojik bir hastalık olan narkolepsinin tanımlayıcı belirtilerinden biridir. Kataplektik krizler, çoğunlukla bir kahkaha ile başlar, diğer vakitlerde ise utanma, yabancılarla sosyal ilişkiler, ani hiddet, atletik güç sarfetme veyahut cinsel ilişki bir krizi başlatabilir.
Hastaları güçsüz bırakan diğer bir hastalık belirtisi de, gündüzleri daimi uykulu olma vaziyetidir. Şayet hayatınızda 48 saat uyumadığınız olduysa, narkoleptik hastaların her gün yaşadığı uykulu olma vaziyetini yaşamışınız demektir. Kendilerini o kadar uykulu hissetmelerine karşın, bu hastalar geceleri pek iyi uyuyamazlar.
Kısa bir kestirmeden sonra kendilerini yenilenmiş hissetseler de uyku hissi kısa müddet sonra yine başlar. Netice olarak, narkoleptik kişiler, yersiz yerlerde uyuyakalırlar. Bu yüzden de rehabilitasyon edilmezlerse trafik kazaları açısından çok büyük riziko altındadırlar. Çoğunlukla bu kişiler, işlerinde ve okullarında yüksek performans göstermekte güçlük çekerler.
Son birkaç senedir araştırmacılar, bu güçten düşürücü ama şaşırtıcı derecede de yaygın olan hastalığın gizemlerini çözmeye başladılar. Yapılan çalışmalarda ortaya çıkan şu ki. katapleksi sırasında beyinde etkilenen bölgeler, rüyalarımızla senkronize bir şekilde hareket etmemizi engelleyen bölgelerle aynıdır (sözgelimi, rüyamızda bir yarışta isek. bacaklarımızı sağa sola çarpmamız gibi)
. Ayrı olarak bilimadamları. değişinime uğradığında köpeklerde narkolepsiye sebep olan bir gen bulmuşlardır. Narkolepsinin bir otoimmün hastalık olabileceğini ortaya koyan bazı ipuçları da vardır. Bu durumda bağışıklık sistemi, sanki yabancı bir dokuymuş gibi normal beyin dokularına saldırmaktadır.
Bu hastalığın bir dizi alışılmış olan dışı özellikleri vardır. Katapleksi ve uyku hissi yanında, diğer iki klasik belirti de uyku felci ve hypnagogik halisünasyonlardır.
Uyku felci, uyuyakalırken ya da uyanırken kımıldayamama durumudur. Normal fertler hayatlarında birkaç sefer kısa süreli uyku felci durumu yaşayabilirler. Ama bir hayli narkoleptik hasta için hergün görülebilecek bir durumdur. Hynagogik halisünasyonlar. uyanma sırasında, çevredeki unsurları da içeren düş benzeri tecrübelerdir
. Bunlar çoğunlukla narkoleptik kişilerin en uykulu oldukları vakit oluşur. Ama, her narkoleptik hasta aynı şekilde problemler yaşamaz. Sözgelişi, kataplaksinin ve uyku halinin şiddeti fertler arasında farklılık gösterir.
Narkolepsinin geniş şekilde olması de şaşırtıcıdır. Bu hastalık. AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’de iki binde bir oranında gözlenir. Diğer ülkelerdeki oranlar. Japonya’da altıyüzde bir. İsrail’de beşyüzbinde bir kişidir. Bu fark oranların nedeni. ırka bağlı genetik etkenler veyahut muhtemelen etrafsal etkenler olabilir.
Narkolepsinin AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’de görülme oranı, “amyotrophic lateral sclerosis” hastalığının takriben on katı. “multiple sclerosis” hastalığının yarısı, “cystic fibrosis” hastalığının beş katı ve “parkinson” hastalığının takriben dörtte biridir.
Narkolepsinin ilk belirtileri, tipik olarak onlu veyahut yirmili yaşlarda görülür. Belirtiler birkaç sene müddetle kötüleşir, daha sonra değişmeden sürer.[16]
Rehabilitasyonu düzenli yatış vakiti, gündüz şekerlemesi desturu, ani uykuya karşı güvenlik tedbirleri, gündüz için ikazcılar, antidepresan kullanımı biçimindedir.[17]

Uyku ve Narkolepsi

Narkolepsi. uyku kontrol mekanizmasının bozulmasıyla ilintilidir. Uyku döngüsü, normalde iki temel fazdan oluşur. REM (hızlı göz hareketi) uykusu ve Non-REM (hızlı göz hareketi olmayan) uyku, Non-REM. sakin bir uyku durumudur. Kaslar gevşer, ama yeniden de bir parça gergindirler: nefes alma düzenlidir, nefes alma düzenlidir,
serebral korteks, yüksek voltajlı dalgalar üretir ve beynin enerji tüketimi çok az düzeydedir. REM evresi ile non-REM evresinin her ikisinde de, çevrede olan bitenin bilincinde olmama durumu, bu ikisinin benzerliğidir. Buna rağmen. REM fizyolojik olarak oldukça farklıdır, alma ve kalp atışı düzensizdir,
hızlı göz hareketleri gözlenir, korteks. hızlı, gayri muntazam, düşük voltajlı dalgalar üretir ki bunlar uyanıkken görülür ve beyin metabolizn uyanıkken olduğundan daha yüksek düzeydedir. REM uykusu sırasında duruşu sağlayan kaslardaki- örneğin sırt ve bacak kasları- sertlik/gerginlik mevcut değildir, lakin ara ara ani adale seğirmeleri motor hareketsizliğini bozar.
Nakkoleptik olmayan kişiler gece uykularına non-REM uykuyla başlarlar. Bunu takriben doksan dakika sonra REM uykusu izler. Bu özellikten dolayı- ve ayrı olarak narkoleptik hastalar adale gerginliğini kaybettiği için ve ele normalde yalnızca REM uykusu esnasında olan, düşe benzer halüsinasyonlar gördükleri için araştırmacılar şu hipoteze varmışlardır: narkolepsinin bu belirtileri.
REM uykusundaki bir takım özelliklerin yersiz bir şekilde tetiklenmesinden dolayı ortaya çıkmaktadır.
Uyku problemleri narkolepsinin en yaygın görülen belirtileri olmasına karşın, bu hastalık üzerine yapılan araştırmaların çoğu. katapleksiyi başlangıç noktası olarak ele almıştır.
Uykulu olma vaziyeti aslında normal bir olgudur, narkolepside anormal olan uykulu olma vaziyetinin miktarıdır. B narkoleptik hastalarda görülen bir takım uykulu olma vaziyetlerinin anormal olup. olmadığını anlamak güçtür. Diğer taraftan, katapleksi. normal fertlerde asla görülmez.
Katapleksi kolayca ölçülebilir ve aniden başlar. Bu aniden başlama durumu, bilimadamlarına. katapleksiyi tetikleyen sinirsel olayların zamanını be- lirleme fırsatı verir. Katapleksinin gözlemlenerek, narkolepsi patolojisinin daha acık olarak anlaşılması umulmaktadır.[16]

Karabasan (Sleep Paralaysis)

Karabasan, Uyku felcidir. Derin uyku ve uyku uyuşukluğunun anormal bir şeklidir. İnsanlar, rüya gördükleri REM uykusu sırasında, göz ve solunum kasları dışında tamamen fizyolojik bir felç durumundadırlar. Hiçbir kasları çalışmaz. Hasta, birkaç dakika hareket edemez.
Umûmiyetle uykuya dalarken veya uykudan kalkarken bu uykulu hâli ile birtakım sesler duyduğunu veya şekiller gördüğünü sanır. Kestirme yaparken veya uykuya başlarken… Bu durum, başka sebeplerle de ortaya çıkabilir. Ses duyma ve şekil görmeler, aynı anda olabilir.
Böyle olmasaydı, biz rüyalarımızı oynar hale gelirdik. Rüyamızda ne yapıyorsak, yatakta da onu yapmaya başlardık. Bazen düşten uyandığımızda beynimiz uyanık ve çevrenin farkında olduğumuz halde, hareket edemez, ses çıkaramaz ve göğsümüzün üzerinde bir ağırlık varmış gibi hissederiz.
Bunu herkes, hayatının bir döneminde en az bir sefer yaşamıştır. Korku verici bir vaziyettir. Fakat saniyeler içinde kendi kendine düzelir. Kabusun olma nedeni; uykudan uyanmamıza karşın REM uykusundaki fizyolojik felç halinin, uyanır uyanmaz çözülmemesine bağlıdır. 
Çok kolay izah etmek gerekirse, “Uykudan uyandığın anda beyin uyanıyor; fakat vücut uyanmıyor…” İkisi arasında bir irtibat vardır. Vücut, bu sinyali alıp gerçekleştiremiyor hemen. Bu, genelde stresten, yorgunluktan vs. olarak izah ediyor.
Fizyolojik olarak, REM atonia olarak da bilinen, REM uykusu esnasında oluşan normal felç ile yakından alakalıdır. Buna göre bir takım bilim insanları ve fizikçiler bunun uyku döngüsünün “natürel” bir tesiri olduğuna inanır. Uyku felci, beyin REM vaziyetinden tamamiyle uyanık vaziyete geçse de, beden felcinin devam etmesi vaziyetinde oluşur.
Bu vaziyet, kişinin şuurunun tamamiyle açık olmasına karşın hareket edememesine yol açar. Ayrı olarak bu vaziyet ile beraber hypnagogic halisünasyonlar olabilir.
Rüyada gördüğümüz aktivitelerin fizyolojik tesiri, tıpkı günlük hayatta açık bilinçle yaşadıklarımızın aynısıdır. Rüyamızda, koşmak, şarkı söylemek, kaçmak aktivitelerinde bulunuyorsak beyinden kaslara bu işlevler için buyruklar gider. REM uykusu sırasında oluşan bu hareket buyruklarını “Locus Coeruleus” noktası durdurur. Bu yüzden, kişi, hareket etmek istediği halde hareket edemez.
Uyku esnasında kişileri savunmaya yönelik oluşmuş bu güvenlik sistemi, özellikle heyecanlı rüyalarda kişiye felç olmuşluk duygusu verir. İnsan, rüyasında da kaçmak istediği halde kaçamadığı, koşmak istediği halde koşamadığı rüyalar görür.
Bu felç olmuşluk hissi, korkunç rüyalarda karabasana dönüşür ve mübalağalı korku reaksiyonları (hızlı kalp çarpıntısı, ter içinde kalmak, ağız kuruluğu vb.) hissederek uyanan karabasan sahipleri KARABASAN sanrısı ile kalkarlar.
Çoğu kez, uyku felcine uğraya kişi tarafından, bunun bir rüya sebebiyle oluştuğuna inanılır. Bu yüzden, insanların hareket etmek istese de hareket edemediği rüya sayısı bu kadar fazladır. Uyku felcinin kapı araladığı halisünasyonlar bazen durumun normal bir rüya olarak idrak etmesine, bazen de oda içerisinde hayali şeyler görülmesine kapı aralar .
Karabasanın, insanın uyanışı esnasında fiziksel, eterik ve astral bedeninin bu arada bir araya gelmediklerini ve birinin dışarıdayken (tam olarak bedene girmemiş halde) diğerinin bedene dönmüş olduğunu biliyorum. Odayı hisseder, görürsünüz, hem de dokunduğunuzu da hissedersiniz, yatakta olduğunuzu da..
. Fakat bağırsanız sesiniz çıkmaz,zira astral bedeninizle bağırıyorsunuz, fiziksel bedeninize aynı ikazı gönderemiyorsunuz. Aynı şekilde bu sebepten dolayı fiziksel bedeninizi hareket ettiremezsiniz.
Karabasanın iki temel nedeni var:
  1. Kan dolaşımındaki düzensizlikler.
  2. 2-Psikolojik gerginlikler.
Daha önceki bir Avrupa şampiyonu güreşçi, bu durumun sebebini şöyle izah ediyor: “İnsanın gece yatış pozisyonu ehemmiyetli. Sırtüstü yatarsan, vücuttaki kan dolaşımı çok kısa süren bir an, ayni seviyede kalır veya durur. Bu anda vücut, söz edilen sıkıntıları yaşar. Ama sen bu durumdayken, ufak bir hareket yapsan -bir parmak bile oynatsan mesela- kan, yeniden vücutta dolaşmaya başlar ve sıkıntı dağılır.”
Bu anlattığımız olayın ilmi isimi, “Rapid Eye Movement”tir (REM). İnsanın uykusu, birkaç aşamadan oluşur. REM döneminde, hızlı göz hareketleri vardır ve beyin aktivasyonu durur. Ama bazı insanlarda beyin aktivasyonu, zaman zaman ya da sürekli durmaz. Vücudu kontrol edemezsiniz; ama bilinçli ya da bilinçsiz çevreyi görebilirsiniz.
Bu korkutucu bir durum. Çocukluktan beri “karabasan, karabasan” diye anlatılan hikâyeler, bilinçaltında daha da büyük korkular yaratıyor. Bir daha yaşarsanız, bilinciniz yerinizde ise bu bir sağlık problemi ve uyanmalıyım diye düşünün ve odaklanın. Uyanacaksınız.
 

2.HALK DİLİNDE KARABASAN

Cinlerle Alakası Var mı?

İslam dinine göre ‘karabasan’ yada halk dilinde olduğu gibi ‘ağır basma’ diye adlandırılan bu olay cinlere bağlanır. Beşer (İnsan) soyu dışında en açık şekilde Kuran-ı Kerim’de tarifi yapılan bir diğer canlı da cinlerdir.
Bir tür ateşten yaratıldığı ve insan gibi kendi amelinden mesul olduğu bilinir. İslam toplumunda karabasandan muzdarip insanlar hocalara götürülür, muskalar taşır yada yatağının altına yerleştirilen makas, bıçak gibi metal kesicilerle bu kâbustan kurtulmaya çalışır.
Peki karabasan, harbiden de cinlerin insanlara yaşattığı bir tür uyku eziyeti midir?
Karabasan olayı ve lohusalık halinde gelen hadiseler, Anadolu’nun her tarafında görülen mevcut olaylarındandır. Genellikle zemher ayında doğu bölgelerimizde “cingoloz” dediğimiz olay da bunlardan bir tanesidir.
Yani uyku/uyanıklık arasında, genelde kıllı-mıllı, siyah, goril gibi bir ağırlığın üzerinize oturduğunu, eliyle kolunuza bastırdığını, konuşamaz durma geldiğinizi, dilinizin kilitlendiğini, hareket alanınızın tamamen kısıtlandığını görürsünüz. Daha sonra bu halden çıkınca, dersiniz ki; “Ben, böyle bir şey yaşadım…”
Ya da geceleyin uyurken, aniden bir ses duyarsınız; sizi dışarıya çağırır. Sanki uyurgezer gibi hareket edersiniz, (peşinden) gidersiniz. Kendinin “cingoloz” olduğunu söyler veya sizin yakınınız şeklinde de gelebilir, sizi rastgele bir yere götürebilir. Bu tip olaylar da var.
Bir de albastı olayı dediğimiz, loğusa bayanlarda olan bir hadise: Sanki çocuğunu götürüyormuş gibi; rahatsızlandırmalar, beşiğin yerini, yatağını değiştirir gibi görüntülerle başlayan bir “hastalık” türü de var.
Şimdi bu “ağırbasan” halleri ne vakit olur?
Ağırbasan, albasan, albastı dediğimiz bu olaylar, genelde vücut yorgunken ya zihni veyahut bedenen bir yorgunluk hissi(nden sonra başlar.) Mesela; bir yolculuğa çıktınız, dönüşte bayağı bir yoruldunuz ve metruk bir yerde yalnız” kalıyorsunuz. İşte o anda siz, vücudunuz, bünyeniz uygun ise (bu, herkeste olmayabilir) bir “menfez” açabilirsiniz.
Bir de bakarsınız ki, üstünüze bir ağırlık gelir, gözleriniz ağır ağır kapanır, üzerinize korkunç bir ağırlık iner. Sesiniz soluğunuz kesilir ve yanınızda biri varsa bağıramazsınız, sesinizi ona duyuramazsınız. Bazıları da kendi tinsel güçleriyle bir dua okur, bir Ayete’l-Kürsi okuyabilir veya bütün gücüyle “Allah!” diyerek o halden çıkabilir.
Kabus olayı, diğer dinlerde de vardır. Belki onlar da Hz.İsa’dan ve kendi dinlerinden bir yardım talebinde bulunmak suretiyle aniden tinsel bir güçle bu vaziyetten çıkan insanlar olduğunu görüyoruz.
Demek ki burada olan hadise, vücutta bir “menfez”in açılmasıdır. Genelde bedensel ve zihni yorgunluk, bu vaziyete sebep oluyor.

Menfez Açıklığı Nedir?

Vücuttaki menfezler, genelde –nasıl ki insan vücudunda “akupunktur noktaları” gibi açıklıklar var ise, bunları gösteriyoruz. Diyoruz ki, hücreler arasında, sinir sistemindeki bir takım nöronlar içerisinde belli aralıklar vardır. Bu aralıklar, vücudun rastgele bir kesiminde olabilir.
Gözlerde –bir hassasiyet olarak-, ellerde, alında, boyunda, göğüste veya ayaklarda olabilir. Bunlar, ancak tecrübeler nihayetinde bulunabilir; zira her insanın yapısı farktır ve biyolojik farklığına göre de görünmeyen bir takım “şua”lar giriyor. İşte biz, bunlara “menfez” diyoruz.
Başka bir deyişle sizin manyetik şuaları aldığınız vücuttaki kilit noktalarıdır. Bunun haritasını da çıkarıyoruz. Diyoruz ki, şu, şu, şu noktalar, sizde biyolojik enerjinin girmesine kapı aralıyor ve bunlara “menfez” veyahut “koridor” diyoruz
.
Bu vaziyette bizim kültürüm tesiriyle görülen halüsinasyonların İslam dininin tesiriyle cinleri çağrıştıran kedi yada insan benzeri garip görünüşlü simgeler olması da kaçınılmazdır. Sözgelimi Alman kültüründe kabusa ‘Hexendrücken’ (cadı basması) denir.
Ortaçağ kültüründen meydana gelen cadı figürü ön tasarıdadır. Ruhun arınma safhalarıyla çok alakalı olan Budizm tesiriyle Hindistan’da bu olay, ruhun erdeme erişirken, kötü Hindu iblisi Rakshasan tarafından engellenme gayreti şeklinde açıklanır. Rusya’da uyku felcine domovoi ismindeki hane ruhunun sebep olduğu inancı hakimdir; domovoi kötü giden bir evlilik yada hainlik gibi bir nedenden dolayı hane halkını cezalandırdığı düşünülür.
Kabus olayına benzer uyku felci yaşayan Amerikalıların ise diğer ülkeler kadar bariz kültürel bir altyapıları olmaması sebebiyle, izahları daha farklıdır: Uzaylıların kaçırması olayı.
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’de binlerce insan gece uyurken uzaylılar tarafından kaçırıldığını, tutsak edildiğini yada ziyaret edildiğini bildirmiştir. Çoğunun izahı uyku felci durumunda yaşananlarla aynı özellikler göstermiştir: Hareket edememe, uyanık olduğu halde konuşamama, üzerinde bir ağırlık hissetme vs.

Peki Karabasan’dan Nasıl Kurtulunur?

1. İlk olarak bir hekime müracaat etmeli..
2. Karabasan görmekten korktuğunuz gece, sırtüstü yatmamalı.
3. Yatağın üzerinde yada yerde ekmek kırıntısı filan varsa temizlemeli.
4. Yatarken yatağa abdestli girmeli, Euzü Besmele okuyarak sağ yanı üzerine kıbleye karşı yatıp, sağ avucu sağ
yanağın altına koymalıdır.
Âyet-el Kürsi, 3 İhlas, sonra Fatiha ve 1er kez iki kul euzüyü okumalıdır. Sonra 3 defa (Estağfirullahelazim ellezi la ilahe illahü) okuyup, üçüncüsüne (el-hayyelkayyume ve etubü ileyh) ilave etmelidir.
Daha sonra da 10 kere (La havle vela kuvvete illa billah) okuyup, onuncusuna (hil aliyyil azim ellezi la ilahe illahü) ilave etmelidir! Li ilafi’yi [Kureyş suresini] gece yatarken 11 defa okumalı. Aşağıdaki hadis-i şeriflerde deklarasyonlan duaları okumalıdır:
(‘Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdi ve lâ fissemâi ve hüves-semi’ul alim’ duasını sabah 3 kere okuyana, akşama kadar, akşam okuyana da, sabaha kadar hiç bela gelmez.) [İbni Mace]
(‘Euzü bikelimâtillahittammâti min şerri mâ haleka’ duasını okuyana, o yerden kalkıncaya kadar, hiçbir şey zarar veremez.) [Müslim]
5. Cevşen duasını okumak ve üzerinizde cevşen duasını bulundurmalı. Korku gibi şeylerden savunmak için yakarmak ve âyet ile hadis gibi şeyleri yazıp taşımak dinen caizdir.
Abdullah bin Ömer Peygamberden (sav) şöyle söylenti etmiştir: “Sizden biriniz uykuda korkarsa şöyle desin: Allah’ın gazab ve azabından ve kullarının şerrinden, iblislerin kuruntusundan ve yanıma gelmelerinden eksikliği olmayan Allah’ın sözlerine sığınırım” O zaman, hiçbir şey ona zarar vermez.
Abdullah bin Amr onları temyiz çağına gelen çocuklarına öğretir, temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp onların boynuna asardı (Ebu Davııd, Nesâî, Tirmizî). Ancak bunları istismar edip sanat haline getiren ve saf kadınlarla teşriki mesai edip onlarla haşr ve neşir olmak netlikle haramdır. (Günümüz sorunlarına Fetvalar – 2, Yasin Yayınevi, s: 258 )
6. Fatiha, Nas, Felak, İhlas surelerini okumalı.
7. 7 defa Ayete’l Kürsi’yi okuyup sağa, sola, arkaya, öne, alta ve üste üfleyip yedincisini üflemeden uyumalı
8. 33 defa Sübhanellah, 33 defa Elhamdülillah ve 34 defa Allahü ekber diyerek uyumalı
9. Abdest alıp 2 rekat namaz kılıp abdestli yatmalı.
yazarYazar: Medyum Umut | tarihTarih: 21 Kasım 2017 / 18:02

Cinler nasıl ürer Cinler nasıl ürer

Cinler nasıl ürer Cinlerin de biz insanlar gibi üredikleri hepinizin malumu. Ancak hemen hemen kimse nasıl ve ne şekilde gerçekleştiğini bilmemektedir. Kuşkusuz insanların cinsel münasebetleri ile ilişkilendirmek ve benzetme yapmak olasıdır. 
Bir takım kesimlerde cinlerin enerjiden ibaret oldukları için cinsel bir münasebet yaşayamayacağını öne sürenler vardır. Ama bir enerjiden ibaret olsalar da kendi aralarında biz insanların yapabildiği, dokunabildiği, ve tadabildiği şekillerde yaşarlar. 
Cinlerin cinsel uzuvları olduğu bir gerçektir. Ve bu sayede bu birleşmeyi bitirebilirler. Her ne şekilde olursa olsun ALLAH-u alem dilemedikçe bu birleşmeden evlat sahibi olmak . Ancak boyut farklılığından dolayı insanlardan gebe kalanlar normal koşullarda 9 ay 10 gün gibi bir müddette çocuk sahibi olurken cinlerde bu müddet bir kaç aydan ibarettir. Cinlerin boyutları doğum yapmalarına mani değildir.

Cinler nasıl ürer

Başka bir deyişle 30 santimetre boyunda da olsa yeniden üreyebilirler. İnsanlar ile aralarındaki münasebetlerde bir cinin insana dokunabilmesi, taciz edebilmesi o cinin bulunduğu enerjiyi elementleri kullanarak maddeleşmesiyle olası olabilmektedir. Bu sayede bir cin insan olan bir bayana temas edebilir. Şehvet duygusunu o bayana çok fazla yaşatabilir zira kişinin beynine gönderdiği o dalgalarla o duygularla bu eylemi gerçekleştirebilir
. Birde cinlerin insanlarla değişik yoldan birleşmesi vardır ki bu genelde kadınların hayız dönemlerinde eşleriyle birleşmesinden yada iki eş arasında besmelesiz birleşmesinden olmaktadır.
 Buna hadisle örnek vermek gerekirse resul-u ekrem efenedimiz ”’Kişi hanımı ile cinsi ilişki kurduğunda besmele çekmezse iblis zekerine hulül eder ve onunla cima eder.
” emretmektedir.Başka bir deyişle burada hem besmelenin her işte ehemmiyetini hemde eşler arasındaki münasebetlerde cin iblislerinden da savunabildiğini anlamaktayız. Böyle vaziyetlerde cinler fırsat beklemektedir. İki eş cima edecekleri vakit besmele çekmezlerse o cin vakit kaybetmeden erkeğin önünde bulunur ve kadınla beraber cinsel ilişkiye girmiş olur.
Bunun neticesinde doğacak çocuklar ise ”muhannes” olur. Muhannes cin ile insan arasında olan çocuklara denmektedir.Konumuza tekrar dönecek olursak cinlerin kendi aralarında cinsel münasebette bulunabilecekleri bir gerçektir. Müslüman cinlerde cima edilmeden önce 2 rekat namaz kılınır. Eğer bu temastan evlat isterlerse yeniden ALLAH-u alem hazretlerinden niyaz ederler. İki boyut arasında dünya aleminde bilinmeyen pek çok gerçek vardır. 

Cinler nasıl ürer

Cinler insanlara neden çok fazla yalan söyler diye düşündünüz mü hiç ? 

Bakın kendileriyle ilgili şeyler mevzubahis olduğunda bin türlü yalan söylerler. Zira kendilerinde açık vermek istemezler. Bu yüzden herkes standart bir bilgi birikimiyle yazıp çizer ve bir diğer bir adım dahi öteye gidemez. Gidenler ise bütünüyle yalanlardan ibarettir.
Kendinize cinler ile ilgili bilgi veren 10 ayrı site,form seçin. Göreceksiniz ki 9 tanesi hemen hemen aynı ve alıntıdır. 1 tanesi ise biraz daha değişik yazmıştır lakin sahihliği tartışılır. İşte cinlerin kendi aralarındaki cinsi münasebetleride insanların bilmelerini istemedikleri bir olgudur. Müslüman bir cin çocuk doğduğunda doğduktan hemen sonra ”’ la ilahe illALLAH muhammeden resulullah”’ dediğini biliyormuydunuz? Sevgili arkadaşlar kuşkusuz ki konuyu elimden geldiğince üstü kapalı anlatmaya çalıştım.
Çünkü bu konu hususunda çok fazla cinsel terimler kullanılacağından bunu yapmanın uygun olmadığını düşündüm. Sanıyorum ki bu anlatımımdan da sizler anlatmak istediğimi anlayacaksınızdır. Sürç-ü lisan ettimse affola.
yazarYazar: Medyum Umut | tarihTarih: 21 Kasım 2017 / 17:47

Tılsım Nedir Tılsım Nedir

Tılsım Nedir Esrarlı bir kuvvet taşıdığına, tabiatüstü gücü bulunduğuna, birtakım sırlar sakladığına inanılan şey. Tılsım karşılığında dilimizde sihir, büyü, efsun kelimeleri kullanılmaktadır.

Anadolu kadınlarının başlarına taktıkları metal süs eşyasına da tılsım denir. Baş süslemelerinde kullanılan tılsımın, kişiyi, nazar, iftira ve kötü ruhlardan koruduğuna inanılır.[1]  Tılsım gümüş, altın vb. değerli metallerden yapıldığı gibi, bunların taklitlerinden, mücevherlerden, deniz kabuklarından da olabilir.

Tılsımın Manî inancıyla da ilişkisi bulunmaktadır. Anadolu folklorunda tılsım genellikle büyünün etkisini sağlayan araçları ifade eder. Define vb. gizli şeyleri bulmak, kapalı yerleri açmak için ehlinin bildiği sözlere veya vasıtalara da tılsım denir.[2] Bulaşıcı hastalıkların tesirini önlemek ve insanlarla hayvanların kötülüklerinden korkmamak için de tılsım yapılır.[3]

Tılsım, insanları koruduğuna veya uğur getirdiğine inanılan tabiat veya insan eseri olan nesnelerin tamamını içine alır. Tılsımları insanlar bizzat kendileri üzerlerinde taşıyabilecekleri gibi, tesirli olması istenen arazi, dam çatısı, vb. yerlerde de saklayabilirler. İnsan yapısı tılsımlar, daha çok hayvan veya eşyaların küçük modelleriyle, üzerinde dinî yazılar bulunan madalyonlar ve yazılı kâğıtlardan oluşur. Bazı metal ve muskaların tılsım için kullanıldığı da oldukça yaygın uygulamadır.

Tılsım Nedir 

İnanışa göre tılsımların etkili olabilmesi, tabiattaki bazı güçlerle ilişki kurulmasına ve uğurlu bir zamanda dinî törenle yapılmasına bağlıdır. Tılsımdan medet ummanın mazisi oldukça eskilere gitmektedir. Papirüslerin incelenmesi Eski Mısır’da 75 kadar tılsımın mevcut olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Eski Mısır’da “Doğan Güneş” tılsımının, ölümden sonra yeniden dirilmeyi sağladığına inanılmıştır. Yine eski Mısır’da ölüyle birlikte gömülen “Menat” tılsımının, ölüyü tanrısal koruma altına aldığına kesin gözüyle bakılmıştır.

Hıristiyanlık dünyasında da tılsımın çeşitli şekilleriyle kullanıldığı bilinmektedir. Bu kullanım, din adamlarının asırlar süren mücadelelerine rağmen hâlâ tam olarak önlenebilmiş değildir. Hıristiyan halkın birtakım bâtıl inançlarından da kaynaklanan tılsım inancı, sihir, büyük ve efsunla beslenmektedir.

Yahudilikte uygulanan tılsım çeşitleri Hıristiyanlık’tan çok daha yaygındır. Bunun sebebi, geç dönem Kabalacılarının tılsıma büyük ilgi göstermeleridir.

Bundan dolayı tılsım hazırlamak hahamların görevleri arasında yer almıştır. Nitekim, loğusaya zarar verdiğine inanılan Lilith’ten korumak için doğum odasına tılsımlı eşyalar asılması, Yahudi toplumlarında hâlâ yaygın bir gelenek olarak varlığını sürdürmektedir.[9]

Tılsım Nedir 


Bazı değişik şekiller göstermekle beraber tılsım hemen her toplumda vardır. Eski Bâbil, Asur ve Persler’de tılsım bir teknik olarak uygulanmıştır. İslâm dışındaki bütün bâtıl ve muharref dinlerin tören ve âyinlerinde her zaman tılsımdan izler bulmak mümkündür.

Birçok tarihçi ve sosyolog tılsımı, bâtıl ve muharref dinlerin bir parçası gibi ele almıştır. Tılsımla ilgili yazılı tarih öncesi bilgiler noksan olmakla beraber, Yunan ve Mısır papirüslerindeki bilgiler oldukça doyurucudur.

Türk toplumlarında tılsım ve tılsıma benzer uygulamaların mazisi İslâm öncesine kadar uzanır. İslâm’dan sonraki dönemlerde ise eski İran, Mezopotamya ve Mısır kültürlerinin tesiriyle tılsım az da olsa varlığını sürdürmüştür.[8]  Cahiliye dönemi Araplarında fal okları atmak, çeşitli anlamlara gelen taşlar dikmek,

yıldızlara bakarak mana çıkarmak, birtakım kareler içinde harf veya rakamlar yazarak tılsım yapmak oldukça yaygın bir uygulama idi.
Anadolu’da tılsım ve tılsıma benzer uygulamalar, Hıristiyanlık, eski putperest dinler ve komşu kültürlerin tesiriyle âdetâ kurumlaşmış, büyücülükle iç içe yürümüştür.

Tılsım Nedir 

Tılsımı dinden uzak tutmak ve onu din ile karıştırmamaya özen göstermek gerekir. Tılsım ile tılsımdan sonra ortaya çıkacak durum arasında sebep sonuç münasebeti bulunmasına rağmen, her dinden insanın tılsım ve tılsıma benzer uygulamalardan medet ummaları cidden düşündürücüdür.

İslâm tılsım yapılmasını da, tılsıma inanılmasını da yasaklamış, medet umarak onu meslek edinmeyi şiddetle reddetmiştir. Ayrıca İslâm, tılsımın mucize ve keramete benzetilmemesine özen göstermiş, onu müşrik ve kâfirlere özgü bir faaliyet olarak değerlendirmiştir. İslâm’a göre tılsım,

Allah’tan gelen bilgilere dayanmaz. Kur’an-ı Kerîm, tılsım ve ona benzer faaliyetleri bâtıl ve şeytan işi saymış [4], sâhir sözüyle de büyü ve tılsım yapanları kastetmiştir.[5]

 Hz. Muhammed’e gelen ilâhî vahye inanmayanlar ona sihirbaz, büyücü ve tılsımcı iftirasında bulunmuş ve sözlerini de sihir saymışlardır.[6]

Hz. Peygamber, yedi büyük günahtan birincisinin Allah’a şirk koşmak olduğunu açıklamış, ikincisi de “sihir ve tılsımla ilgilenmektir” buyurmuştur.

Genellikle ilâhiyat ve sosyoloji ile ilgilenen bilginlere göre tılsımın tesiri daha çok psikolojiktir. Halk tılsımın etkisini görünce onu yapan kişiye bağlanır ve âdeta onun müşterisi olur. Kendisine tılsım yapılan kişi, bunun tesirinden kurtulmak için Hz. Peygamber’in yaptığı gibi İhlâs,

Felâk ve Nâs sûrelerini üç kere okuyarak bütün bedenine üflemelidir. Bu hareketin üfürükçülükle bir ilgisinin bulunmadığını, aksine Kur’an-ı Kerîm’den şifa ummaya dayandığını belirtmekte fayda vardır.

Kur’an-ı Kerîm ve Hadis-i Şerif’ler, Allah’ın iradesi dışında hiç kimsenin kimseye fayda veya zarar vermeyeceğini defalarca vurgulamış, tılsım yapan kişide olağanüstü bir güç bulunduğuna inanmayı kesinlikle reddetmiştir.

 

Tılsım Çeşitleri Tılsım Çeşitleri

Balık Tılsımları: Yüzlerce yıl Hıristiyan dininin sembolü olan balık, haçın kabul görmesinden sonra bu itibarini yitirerek yerini haça bırakmıştı.

Asırlar sonra, 20. yy’ da balık tekrar ortaya çıkarak, eski unvanına sahip olmaya başladı. Balık yüzyıllar boyunca cinsel bir sembol olarak ve Büyük Tanrıçanın üreme organlarını temsil eden bir simge olarak görüldü. Eski çağlarda böyle bilinen balık,

Hıristiyan olmayan ülkelerde hala kısırlığa ve cinselliğe yardımcı bir tılsım olarak kullanılmaktadır. Kimileri balık tılsımları için “şeytandan korumasa bile taşıyanı cinsel yönden zevk alarak yasamasını sağlayacak bir tılsımdır.” derler. Balık tılsımları, Kuzey Afrika ülkelerinin bir kısmında şans getirmeleri ve cinleri, kötü ruhları uzaklaştırsın diye dükkan önlerine asılırlardı.

Tılsım Nedir 

Baykuşlu Tılsımlar: Kem gözlere karşı en iyi koruyucunun yine bir başka göz olduğu varsayımıyla tasarlanan baykuş seklindeki tılsımlar, en çok küçük bir Akdeniz adası olan Minorka’da kullanılmaktadır.

En dikkat çekici özelliği gözlerin olduğu bu baykuş seklindeki koruyucu tılsım, camdan veya metalden yapılır. Bugün bile hala popülerliğini koruyan baykuş tılsımlarının,

Minorka’da evleri de büyük felaketlerden koruduğuna inanılır. Baykuşun uğursuz bir hayvan olarak bilinmesi, bu tılsımın pek fazla rağbet görmemesine yol açan en önemli etken olarak değer kazanır. Onun koruyucu rolü, pek çoklarına göre evrensel değildir. Çünkü o, gecenin şeytani yaratığı olarak bilinir.

Boynuz: Boynuzlar bugüne kadar birçok toplumda kah üzerinde taşımak, kah bir yere asmak suretiyle yaygın olarak kullanılan tılsımlardandır.

Boğanın iriliği, vahşiliği gücü temsil ederken, çiftleşmesi doğurganlığı, çifte koşulması da bereketi temsil ettiği inancı onu bir tanrıya dönüştürür ve Antik çağ toplumları için bu durum ideal bir koruyuculuk timsali teşkil eder.

Bir damına asılan ya da duvarına yerleştirilen bir boynuz o evin koruma altında olduğu inancını insanlara aşılar. Bugün altın ve gümüşten yapılan küçük ve tek bir boynuz bir zincirin ucunda boyuna asılır ve cinsel iktidar sembolü olarak kabul edilir.

Defne: Defne ağacı, bulunduğu yere bereket getiren bir ağaç olarak bilinir. Onun bulunduğu yere hastalık ve kötü cinler giremez inancı pek yaygındır. Eski Yunan ve Roma’ da taçlar defne dalları ve yapraklarıyla süslenir, mitoloji de ise defnenin yıldırımsavar bir gücü olduğuna inanılırdı.

Hatta bu inanış o kadar geçerlilik kazandı ki, günümüzde bile ev girişlerinin iki yanına dikilen defne ağaçları hem evi kötü ruhlardan hem de yıldırımlara karşı koruyarak adeta bir paratoner vazifesi görmesi sağlandı.

Deniz kabukları: Bilinen koruyucu tılsımların en eskisi olan deniz kabuklarının 20 bin yıl öncelerine dayanan bir tarihi vardır. Deniz kabukları dünyanın bir çok yerinde tılsım olarak kullanıldıkları gibi, süs eşyası olarak da çok yaygındırlar.

Deniz kabuklarını eskiden beri bir çok şeyle ilişkilendiren insanoğlu, onu hem nazara karşı koruyucu olarak, hem de doğurganlığı temsil edici olarak kullanmışlardır.

Onların yumurta biçimli şekilleri gözü hatırlattığından, cesetlerin göz yuvalarına yerleştirilirdi. Bunda amaç, ölünün öte dünyayı çürümeyen gözlerle görmesini sağlamaktı. Bu çok yaygın bir gelenek olarak bilinir.

Deniz kabuğunun kadın cinsel organına benzetilen yarık kısmından dolayı,bazı eski metinler onu dışı yasam kapısı olarak adlandırır. O güçlü bir doğurganlık sembolü olarak ve de bir tılsım olarak, doğum sancıları ve kısırlığa karşı kullanılırdı. Kimi Asya ve Afrika ülkelerinde deniz kabukları hayvanların koşum aksesuarlarına takılarak onları nazardan korumak için de kullanılmıştır.

Deniz kabuklarının takı olarak kullanılmasından sonra, bunların altın ve gümüşten olan taklitleri de yapılarak çok güzel birer süs eşyası olarak günümüzde de kullanılmaktadır. bunların mavi sırlı topraktan, akik ve kuvarstan da yapılanları mevcuttur.

Diş ve Tırnaklardan yapılan Tılsımlar: Genelde ilkel toplumlardaki yerliler tarafından avlanan hayvanların dış ya da pençe ve tırnakları çok güçlü bir tılsım olarak görülürdü. Buna sebep olarak da hayvanlardaki o müthiş gücün, bu tılsımı kullananlara da geçeceğine inanılmasıydı.

Ayı dişleri, bir kaplanın pençesi, bir kurt dışı, yaban domuzu ya da fil dışı çok rağbet gören, her birinin ayrı ayrı koruyucu bir güç yüklendiği tılsımlardı.

Mesela bir ayı pençesi, doğum sırasında kadının en büyük yardımcısı olarak görülürdü. Ya da bir kurt dışı bebekleri korkulardan uzaklaştırır ve dişlerinin ağrılarını keser diye bilinirdi.

İskandinav ırklarının bir çoğunda kutsal bir hayvan olarak bilinen Boz ayinin pençesi, hayvanda bulunan o büyük gücün ve cesaretin tılsımı taşıyana yansıyacağı anlamı taşırdı. Bugün, bir kaplan dışı ya da pençesi, kumarbazların çok inandıkları bir uğur tılsımıdır.

Fesleğen: Hintlilerin kutsal bitkisi fesleğen, Tanrı Vişnu ve Krisna’ ya adanmış bir bitkidir. doğum sırasında kadına yardımcı olduğuna inanılırdı. Sahibini sancılardan ve ağrılı hastalıklardan koruduğu da inanışlar arasındadır. Akdeniz’ ülkelerinin bazılarında ise fesleğen, evdeki bakire kızın koruyucusuydu.

Şayet evdeki bakire kız evlenme çağına gelmişse, fesleğen saksısıyla birlikte camin önüne konur ve evdeki kızın artık evlenmeye hazır olduğu bu, koruyucu bitkisi olan fesleğenle ilan edilirdi.

Kedi: Bir patisi havada, oturan ve adeta birini çağıran pozda bir kedi düşünün! İste bu Japonya’nın en gözde uğuru olan Neko’dur. Sahibine şans getiren ve kötü talihi uzaklaştırır diye bilinen bu kedi tılsımına Japonlar Maneki Neko, yani çağıran Kedi ismini takmışlardır. Bu kedinin kaldırdığı patisi eğer sol ise, bu,

işyerine müşterileri ve bereketi çağırıyor demektir. Şayet sağ patisini kaldırıyor ise, bu da bulunduğu eve huzur ve refahı davet ediyor demektir. Bu çağıran kedilerin beyaz renkte olanları mutluluğu, sari olanları ise zenginliği işaret eder. Kara kedi de sağlık, sıhhat çağrısında bulunur.

Ev girişine ya da dükkan vitrinine konulan bu kedi, gününüzün neşe içinde geçmesini sağlayacaktır. İrili ufaklı bir çok boyutlarda bulunan bu kedi tılsımları, eskilerde tahtadan yapılırlarken, şimdilerde çiniden yapılıp, geleneksel renklere boyanmaktadır.

Kehribar: Görenin tas ya da kaya cinsi sandığı kehribar, aslında çam ağacının fosilleşmiş reçinesidir. Bugün kullanılan kehribarın, yüzyıllar öncesine dayanan bir geçmişi ve takana sirayet eden özel güçleri vardır.

Kehribar tılsımları, takana hem hem kötü talihi yenmesi açısından, hem de iyi şansı çekmesi açısından çok yararlıdır. Kehribar boncuklarından yapılmış bir kolyenin, kişiyi zehirlenmelere karşı koruduğu bilinen yönlerinden biridir.

kehribarın erkek penisi seklinde yontulup, tılsım olarak kullanılmasının da nazara ve kötü ruhlara karşı çok etkili olduğu inancı, 1900′ lerin başında çok yaygındı. çeşitli hayvan motiflerinde islenen

kehribarların da erkeklerin cinsel iktidarlarını kazanmasına, kadınların da doğurganlıklarını arttırmasına yardımcı olduğu bilinirdi. Kehribar, doğal hali bozulmadan boyuna asıldığı zaman guatr hastalığına da iyi gelmektedir. kişinin bu tedavi sırasında üç ay kehribarı boynundan hiç çıkarmaması gerekmektedir.

Tılsım Nedir 

Kekik: Kekik bitkisi, yemeklere lezzet katan tadının yani sıra da önemli bir koruyucu olarak bilinir. Bir kekik dalını yanında taşıyan kişi, korkularından, hastalıklarından ve karabasanlardan kurtulur. Saçına bir kekik dalı takan kadının aşkta şanslı olacağına inanılır. Kekik, insanların enerji eksikliklerini tamamladığı gibi, psişik güçlerini de güçlendirir.

Kına: Kına bugün bile kullanılan hem uğur, hem de koruyucu nitelikleri olduğuna inanılan bir bitkidir. Düğünden bir gece evvel, kına geceleri düzenlenmesi, Türkiye’de olduğu kadar bir çok değişik

Ortadoğu ve Asya ülkelerinde de yapılmaktadır. Kimi yerlerde bu kına gecelerine yalnızca kadınlar katılır ve gelinin ellerine sürülen kına bir bezle bağlanarak ertesi gün açılır.

Bu uzun bir müddet elden çıkmaz. Bunda amaç, düğüne gelebilecek nazarin ve şeytani güçlerin saldırılarını etkisiz hale getirmektir. Bu gelenek Anadolu’muzda yıllardır özelliklerinden hiç bir şey kaybetmeden uygulanmaktadır.

Köpekbalığı dışı (Aziz Paul’un Dili): Kökeni Ortaçağlara dayanan ve günümüzde bile hem süs eşyası hem de koruyucu olarak kullanılabilen bir tılsım olan

Köpekbalığı dışı ya da Aziz Paul’un Dilinin, bir çok korumayı gerçekleştirdiğine inanılırdı. Bu tılsımın bu adi almasındaki nedene gelince ; Şiddetli bir fırtınada gemisi küçük bir adaya sürüklenen Aziz Paul, karaya çıkınca bir yılanın ısırmasına maruz kalır.

O da buna tepki olarak o adayı kutsadı ve yılanlarına lanet okudu. O anda adadaki tüm yılanlar zehirlerini kaybettiler ve zararsız birer hayvan oldular.

Bu yılanların zamanla ölmesi kayaların içinde fosilleşen üçgen seklindeki dişleri ada halkı tarafından Aziz Paul’un Dili olarak adlandırıldı ve bulundukları yerden çıkartılarak,

üzerlerine altın, gümüş gibi montürler yerleştirildi ve kolye, gerdanlık, küpe gibi eşyalar haline sokuldular. Ama bunların aslında yılan dilleri değil, zamanla kayalarda fosilleşen köpekbalıklarının dişleri olduğu, çok sonra ortaya çıkacaktı.

Tılsım Nedir 

Mercan (Kırmızı): Yüzyıllardır tılsım yapımında kullanılan Kırmızı Mercan’ in, taşıyanı nazardan, cinlerden, büyü ve delilik gibi hastalıklardan koruduğuna inanılırdı

. Hormon düzensizliği çeken kadınların ve doğumda zorluk çekmek istemeyenlerin üreme organları yanında bulundurduklarında kırmızı mercanın onlara yardim edeceğine inanılır. Ayrıca kırmızı mercanın bebekleri de koruduğuna inanılır.

Hatta bebeklerde dış çıkmasına bile yardımcı olduğu rivayetler arasındadır. Kırmızı mercanın en etkili olduğu kullanım sekli, doğal halidir. Süsü eşyası kullanımında da kırmızı mercandan kolye, küpe ve yüzük yapılır.

Meşe Palamutu: Meşe ağacı yüzyıllardır kutsal bir ağaç olarak bilinir. Bunun meyvesi olan meşe palamutu da bu sebepten dolayı özel güçlere sahip olarak bilinir.

Meşe palamudundan yapılan koruyucu tılsımların, kolera gibi hastalıklara iyi geldiği bilinmekte, inanılmaktaydı. Meşe ağacının uzun olan ömrünün, insanlara yansıyacağı düşüncesiyle uzun yaşamı da temsil ettiği bilinir. Üzerinde bir meşe palamutu taşıyanın hiç yaslanmayacağına inanılırdı.

Sarı Kantaron: Bir adi da Aziz John Kökü olarak bilinen Sari Kantaron, kötü ruhları, kötü güçleri kovmak için kullanılan en etkili bitki olarak bilinir. Eski Roma’da bu bitkiye “şeytan Kaçıran” denirdi. Sari kantaronu, dalınla birlikte evin bir kösesine asmak, o evin ve sakinlerinin tılsımlı ve güçlü bir korumaya sahip olacaklarını ve evden içeri hiçbir kötü ruhun girmeyeceği anlamına gelirdi.

Bundan başka sari kantaronun evi yıldırımlardan ve ölümden de koruduğuna inanılırdı. Bu bitkiyi evlerde en çok asili olarak Aziz John’ un 24 Haziran’ da ki yortusu sırasında görebilirsiniz.

Bitkinin bir cinsinin yaprakları ışığa doğru tutulduğunda, üzerinde kırmızı lekeler görülür. Bu da Aziz John’ un kafası kesildiği sırada kanının bitkinin yaprakları üzerine düşerek bıraktığı lekeler olarak yorumlanır. Sari kantarona Aziz John Kökü denmesinin sebebi de bu rivayete dayanmaktadır.

Sarımsak: Çok eskilere dayanan koruyucu etkisi sarımsağı bitkiler içinde en etkili bir bitki tılsımı haline getirmiştir. Bilimsel olarak faydalarının arasına her gün bir yenisi eklenen sarımsak,

eskiden vampirlere karşı korunma olarak kullanılırdı. İnsanlar evlerine sarımsaklar asarak bu kan emicilerden korunacaklarına, sarımsağın kokusunun vampirleri eve sokmayacağına inanırlardı.

Hatta durum çok vahimse, sarımsağı boyunlarına bağlayıp öyle yatarlardı. Öte yandan sarımsak huysuz bebeklerin, gece rahat uyumaları için yatağın altına konurdu ve bebeklerin sakinleşmesi sağlanırdı.

Ortaçağlarda sarımsak, savaşlarda yaralanmalara karşı da kullanılmış ve savaşanları koruduğuna inanılmıştı. Denizciler kötü hava şartlarına ve deniz kazalarına karşı da sarımsak kullanırlardı.

Tavşan Ayağı: İlginç bir tılsım daha. Hem de en popüler tılsımlardan biri. 20.yüzyılın başlarında bu şöhreti yakalayan tavsan ayağı tılsımı için bir çok yerde bir dolu rivayetler üretilmiştir. Kimi “tavşanın ayağı uğurlu olsaydı, tavsana da uğur getirirdi, bakin simdi o üç ayaklı bir tavsan”

dedi, kimi hayvan haklarından bahsetti ve bunun bir katliam olduğunu savundu, kimi de onun uğuruna yürekten bağlandı ve onu en uğurlu uğuru saydı.

Ama var olan bir gerçek, tavsan ayağının bir tılsım olarak kullanılıyor olmasıydı. tılsım kaybetmek uğursuzluk sayılır ama, tavsan ayağı tılsımını kaybetmek kimilerine göre ölüm, zamansız bir felaket, kimilerine göre de çok büyük bir şanssızlık olarak algılanırdı.

Üvez Ağacı: Keltler’in Minerva’sı, Gaul ülkesinin sanatçılara ve zanaatkarlara ilham veren Tanrıçası Brigit’in kutsal ağacı olarak mitoloji de bile kendisine yer bulan üvez ağacının, kötü büyüleri bozduğuna inanılırdı. Öyle ki; bir vampirin göğsüne çakılacak kazığın, amacına ulaşabilmesi için,

üvez ağacından yapılmış olması gerekir derler. Bir bahçe içine ekilen üvez ağacı, bulunduğu bahçeyi, evi ve içindekileri şanssızlıklardan korur, iyi talihin gelmesini sağlarmış. Gemilerde fırtınaya, evlerde yıldırım düşmesine karşı kullanılan üvez ağacı, muska olarak da iki dal parçası kırmızı bir kurdeleye bağlanarak taşınırdı.

Tılsım Nedir 

Yılan Figürlü Tılsımlar: Çelişkilerin hayvani yılan, ayni zamanda da iyi bir koruyucu. Birçoğumuzun korktuğu, adinin geçmesinin bile insanları ürperttiği yılan, Çağlar boyunca önemli bir tılsım simgesi olarak kullanılmıştır. yılan seklinde dolanmış yüzükler,

yılan figürlü bilezikler ve kolyeler altınla birleşerek takı dünyasında önemli bir yer kaplamışlardır. Yılanlı tılsımların, hastalıklara karşı çok kuvvetli bir tesiri olduğu bilinirdi. Yılanı ölümsüzlük sembolü olarak da gören toplumlar vardır. Bugün Tip dünyası bile bilinen bu ölümsüzlük yakıştırmasından dolayı yılanı amblem olarak seçmiştir.

Yoncalar: En çok revaçta olan uğur simgesi olarak bilinen yoncaların, en makbulü dört yapraklı yoncadır. Üç yapraklı yoncanın da uğurlu sayıldığı yerler vardır, örneğin İrlanda gibi. Ama dört yapraklısı daha nadir bulunduğu için, üç yapraklıya nazaran güçlerinin daha fazla olduğu düşüncesi yaygındır.

Dört yapraklı yoncanın inanılan tılsımlı güçleri arasında kötü büyüden korunma, inanç sağlamlığı, denge, birlik ve bütünlük sembolü olma özelliklerini sayabiliriz. yoncaların dörtten fazla yapraklılarına da rastlamak mümkün. Yaprak adetlerine göre her birinin ayrı ayrı anlamları bulunur.

Mesela, beş yapraklı yonca zenginliği işaret ederken, altı yapraklısı askı, yedi yapraklı olanı ise kötülüklere karşı korunmayı belirtir.

Yunus: Denizciler arasında pek yaygındır. Deniz kazaları ve denizden gelecek tehlikelere karşı denizcileri koruduğuna inanılır.

yazarYazar: Medyum Umut | tarihTarih: 21 Kasım 2017 / 17:33

Cinlerde Evlilik

Cinlerde Evlilik Cinlerde Evlilik Cinleri insanlar gibi düşünebiliriz, onların da erkekliği ve dişiliği vardır. İzdivaç edip çoğalabilirler. İslam alimleri, bu konuda kanıt olarak Rahman Suresi 55. ve 56. ayeti delil göstermişlerdir,

“Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini tekzip ediyorsunuz? Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş dilberler var ki, bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.”
“Tams”, esasen kanamak demektir. Onun içindir ki hayız kanına “tams” denir. Bu kelime daha sonra bekâret halinde olan birleşmeye isim olmuştur. Ayrı olarak salt cinsî yaklaşım manası dile getirdiği de söylenmiştir. Buna göre âyetin anlamı şöyle olur: Onları kimse kanatmamıştır. Yahut onlara kimse dokunmamıştır. Hep bekâr kalmışlardır.

Cinlerde Evlilik

Buradan cinlerin cinsel ilişkiye müsait olduğu manası ortaya çıkmaktadır.
Diğer bir delil ise Kehf suresinin 50. ayetidir, “Yeniden o zamanı anımsa ki biz, meleklere: “Âdem’e secde edin!” demiştik. Şeytan hariç olmak üzere onlar hemen secde ettiler. Şeytan cinlerdendi, Rabbinin buyruğundan dışarı çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da Şeytan’i ve soyunu arkadaşlar mı ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne kötü bir değişmedir.”
Bu ayetteki “soy” kelimesi de üremeyi gerektiren bir husus olduğu için cinlerin izdivaç etmesine delil gösterilmiştir.

Cinlerle Evlenme

Cinlerle izdivaç etme ile ilgili İslam alimleri fikir biriliğine varamamışlardır. “Evet, cinlerle insanlar izdivaç edebilinir” diyenler olduğu gibi, “Hayır, ” diyenlerde vardır. Bu konudaki düşünceler şöyledir.
Ebu Mansur es- Sealibi, “Babası insan, annesi cin olan kişilerden doğan kimseye ‘el-Has’, insan ile cin büyücününden dünyaya gelene de ‘el-Amluk’ denir.”
Beyhaki’nin senediyle Cabir’in nakliyle, Medineli bir kadının cinlerden bir arkadaşı vardı. O, kuş şeklinde gelip, evinin duvarına düştü. Kadın ona, “İn de laflayalım” diyince o şu yanıtı verdi: “Hayır olmaz! Mekke’de bir peygamber gönderildi; bir arada kalmamızı men etti ve bize zinayı yasakladı” 
Katde’den nakil, “Belkis’in annesi veya babasından biri cinlerdendi”.
İmam Şibli cinlerle nikahın olası olduğunu müdafaa etmektedir. Şibli bu konuda şunları söylemektedir: “Hz.Peygamber’in, cinlerle izdivaç etmeyi yasaklaması, fukahanın ‘cinlerle insanlar arasında nikahlanmak caiz değildir’, tabiinden kimi kimselerin bunu hoş karşılamaması, böyle bir şeyin mümkün olduğunu gösterir.
Zira: “Mümkün olmayan bir şeyin cevazına veya yasal olmadığına hükmedilmez.” demektedir.
İmam Şibli, cinlerin madeni ateştendir nasıl olur sualine cevaben ise, “Onlar ateş unsurundan yaratılmış olsalar dahi, yemek-içmek, izdivaç edip-çoğalmak suretiyle tıpkı asılları toprak olan Ademoğuları’nın ana unsurlarını kaybettikleri gibi, cinler de ana unsurlarını kaybetmişlerdir.
Kaldı ki ateşten yaratılan cinlerin atasıdır. Tıpkı Hz. Adem’den başka, diğer insanlar, topraktan yaratılmadıkları gibi, diğer cinlerde ateşten yaratılmamışlardır.
İmam Malik’in, “Cinlerden bir adam var. Bizden kız istiyor. Helal yoldan izdivaç etmek istediğini söylüyor. Ne dersiniz?” sualine cevaben, “Dince bunda bir mahzur yoktur.
Lakin ben bizzat bunu hoş karşılamam. Zira kadın cinden gebe kaldığı vakit ‘Bu çocuk kimdendir?’ diye sorduklarında, ‘Cin’den’, diye cevaplayacaktır. Ve bu yüzden Müslümanlar arasında fesat alıp yürüyecektir.” şeklinde cevapladığı kaydedilmektedir.
İmam Şibli, cinlerle izdivaç etmenin mümkün ve vaki olduğunu kabul etmekle birlikte, buna engellerinde bulunduğunu belirterek insan neslinin insanlarla izdivaç etmekle olacağını belirtiyor.
Ancak, “İnsanla, cin arasında bir aşk alana gelir de, insan izdivaç etmek zorunda kalırsa, o vakit iş değişir. Zararından kurtulmak için izdivaç edebilinir” diyor ve “Yeniden de zararından kurtulunmaz “ diye ilave ediyor.
Sealibi, “İnsanlarla cinler arasında izdivaç etmek ve çoluk çocuk sahibi olmak olasıdır” [1]

Cinlerde Evlilik

Cinlerle İnsanlar Arasında Evlilik

Kimi kimselerin cinlerle evli bulunduğuna değin halk arasında söylentiler dolaşmaktadır. Bunların doğruluk dereceleri ile dini bakımdan kabule müsait olup olmadığının münakaşa mevzu olduğuna tanık olmaktayız. Bu söylentiler acaba doğru olarak kabul edilebilir mi?
Her iki tarafın rızasına, icap ve kabul asalına dayalı ve nikah kıyılması suretiyle cin ile insanlar arasında evlilik akım etmez. Bu söylentiler, “rızaya ve nikah akdine” müstenid evlilik olmayıp, tasallut ve tecavüz mahiyetinde bulunmaktadır.
Tecavüzün ve cinsi yakınlığın vaki olduğunun kabulü, aralarındaki evliliğin yasal olduğunu kabule kanıt olamaz. Sonra bir kadın, fuhuştan peydahladığı veled-i zinayı, “cinle evliyim de ondan oldu” diye iddia edip suçtan sıyrılmaya kalkışır. İslam hukuku, böyle bir iddiayı makbul tutup sahibini mazur saymamıştır.[2]

Cinlerle İzdivaç etmenin Aslı Var mı?

Toplumda, insanlar arasında tereddüde ve yanılmaya sebep diğer bir hususta cinlerle evliliktir. İtikadî olarak ne Kuran-ı Kerim’de, ne Hadîs-i şeriflerde bize böyle bir evlilik söylenti edilmemektedir. Bir hayli büyük âlim de bu olayı anlatmışlar ama hayal ile hakikat birbirine karıştırılmış, bir hayli hezeyan türünden hâdiseler günümüze kadar erişmiştir. Medya da bu şarlatanlığa çanak tutmuş, milletin kafasını daha da karıştırmıştır.
TV’lere çıkan şovmenler; “Ben şu kadar cin ile evliyim”“Cinlerden eşim var” vs. hezeyanlarla sap ile samanı birbirine karıştırmış, insanları kuşkuya düşürmüşlerdir.
İlkin, insan, hücrelerin ve moleküllerin yoğunlaşmasından, cin ise, ışın şeklinde bir enerji akımından ibarettir. Değişik âlemlerde, değişik boyutlarda, farklı yaratılışta olan insan ve cin, fizyolojik ve biyolojik anlamda biraraya gelip birleşmeleri, izdivaç etmeleri olanaksızdır.
Cin, insanlara ancak his, heves, duygu verebilir, insanın şehevî duygularını tahrik edebilir, insan beynindeki şehvet merkezlerini, manyetik akım ile harekete geçirebilir.
Cinlerle insanların evlilikleri konusu, İsrailiyat ve bâtıl dinlerden, daha önceki inanışlardan, hurafelerden, sanrı gören beyninde rahatsızlığı olanlardan rivayet edilir. Hikâyeler, nesilden nesle, kulaktan kulağa aktarılırken, olay farklı boyutlarda değişmekte ve boş inanç hâline gelmektedir.
Beyin ile ilgili bir hastalık olan şizofreninin birçok çeşidi vardır. Halüsinasyon olayları şizofrenilerde çok görülür. Halüsinasyon şeklinde beyni hastalanan kişiye görünen cin, pekalâ hastanın kendisiyle evli olduğu kanınını verebilir. O hastaya açık saçık bir insan suretinde görünüp, onun şehvetini arttırabilir ve ona izdivaç hayali gösterebilir. Aynen düşlerde olduğu gibi kişi cünûp olabilir, boşalabilir.
Cin burada manyetik olarak o kişinin beynini uyarmakta, beynindeki şehvet merkezine akım göndermektedir. Beyni hasta kişi bu hayalî olayı, özbeöz zanneder ve her tarafa ?ben cinle evliyim? diye duyuru yapar. Hayal ile hakikat birbirine karışmış olur.
İnsana yapışıp, böylesine hayaller gösteren cin, kendi âlemindeki çocuklarını o insandan oldu diye telkin ederse, bu kişi de cinlerden çocukları olduğunu müdafaa eder. Oysa maddî âlemde böyle bir şey yoktur, bu yalnızca bir görüntüden ibarettir.

Cinlerde Evlilik

Cinle temas kurduğunu söyleyen kişi, bunun bir görüntü olduğunu algı edemez. Normal insanların düşte boşalmaları gibi, kişi burada inzal olur. Böyle bir olayı başkalarına söyledi mi, ya “deli, aklını oynatmış” diye psikiyatri muayenehanenine gönderilir veyahut karşısında bu olayı gerçek zannedenler tarafından inanılır.
Çağdaş tıp böyle bir olayı kabul etmez, dolayısıyla cinleri, cinnî olayları hayal ve sanrı olarak değerlendirir. Tarafıma bu şekilde bir hayli olay intikal etmiş, bu rahatsızlıklar daha sonra izale edilmiştir.[3]
İnsanların cinler ile veya cinlerin insanlar ile izdivaç etmesi, olasıdır. Ama ulemanın ekserisi kerih görmüş, Hanefi alimleri ise cin ile izdivaç etmeyi caiz görmemişlerdir. Zira cinsleri aynı değildir. “İzdivaç etmek, caizdir.” diyenler de olmuştur.
Hasan-ı Basri (r.a.) “İki şahit huzurunda olursa caizdir” demiştir. (Ginyel’ül Münye) Ehli ilimden cinlerden birbiri ardınca dört kadın nikahlayan olmuştur.
Yemen’den bir cemaat imam Malik’e mektup yazıp sordular, “Burada bir cinni var bizden kız istiyor, siz ne emredersiniz?” İmam Malik, “Dinen bunda bir mahzur yoktur. Ama ben bunu kerih görüyorum. Zira, kadın cinden gebe kaldığı vakit seni kim gebe bıraktı, bu çocuğun babası kim diye sorulduğunda, “cin” diye cevaplayacaktır. Bu da Müslümanlar arasında fesada neden olacaktır.” demiştir.

Cinlerde Evlilik

(Akamül Mercan)
insan olan bir kadına, erkek bir cin yaklaşırsa gusül icap eder mi? Bir Kadın Kadıhan’a gelerek “Bir cin uykuda iken bana yaklaşıyor. Kocam yaklaşırken ne buluyorsam, o yaklaşınca da aynı şeyi buluyorum.” deyince, Kadıhan:“Gusül icap etmez.” demiştir. Bazılarına göre, kadında inzal vakî olursa gusletmesi icap eder. “Kadının menisinin geri dönmesi muhtemel olacağından, ihtiyaten yıkansın.” diyenler de olmuştur.
Hanbeli alimlerinden birisine, “Cinin arkasında kılınan namaz sahih midir?” diye soruldu. O da; “Evet sahihtir, zira cinler de mükelleftir, peygamberimiz insan ve cinlere peygamber olarak gönderilmiştir.” diye konuştu.
Hem de bir cin, insan namaz kılarken önünden geçecek olsa, onun geçmesini önleyecek, onunla geçmemesi için mücadele edecek denilmiştir.[4]
Kategori: Cinler

Cinler Nedir

yazarYazar: Medyum Umut | tarihTarih: 21 Kasım 2017 / 17:21

Cinler Nedir Cinler Nedir

  • Cinler Nedir Nasıl Olurlar Cinler Nedir Nasıl İnsanla iletişim saglarlar
  • Daimi talihiz olan insanlar, yaptığı işi beceremeyen kişiler,Yakaza kabilesinden Alucra cini tarafından izler.
  • Korku filmi izlerken, her korkunuzda cinler odaya girip, saatlerce sizi izlerler.
  • Manisa’da,45 yaşında olan İlyas S. gece yemek yedikten sonra, karışına ve kızına”beni çağırıyorlar”diyip,haneden çıkmıştır.Ve hiçbir zaman geri gelmemiştir.
  • Ölüm sırasında, günahkar insanlar, Azraili ışık olarak görürler. Azrail yaklaştıkça canları daha çok yanar ve acı çekerek can verirler.
  • Büyücü ve muska yazan kişilerin, vücudunda morarmalar vardır. Cinler tarafından düşte darp edilirler.
  • Evde yalnız kaldığınızda, çıplak yada dekolteli dolaşmak kafir cinleri azdırır.
  • Uzun bir yola çıkarken besmele çekin. Melekler gideceğiniz yere kadar size eşlik eder, başınıza her hangi bir olay gelmez.
  • Astral yolcuda, şayet ıssız ve sisli bir orman hayal ederseniz, sizi en çok değer veren kişiyi görürsünüz.
  • Huzuru ve suskunluğu benimseyen cinler, çok konuşan insanları sevmez.
  • Çizgi dizilerde, vasati 1000 küsür bilinçaltı ileti vardır. Çocukların yaşı ilerledikçe şahsi ruh bozukluğuna yol açar.
  • Banyoda bulunan cinler genelde genç cinlerdir, bakire kızları takip ederler, aşık olurlar.                                                    

    Cinler Nedir 

  • Din alimlerine göre ,hanedeki son insan uyuduktan sonra diğer alemden konuklar ziyarete gelirler.
  • Cin düğünleri Yatsı ezanı ile başlar, sabah ezanı ile biter.
  • Sigara dumanını içine çekmek iyi değildir. Sigara dumanı cinleri o ortama çeker, siz dumanı içinize çektikçe onları sayısı gittikçe artar.
  • Her bismillah söylemimizde Müslüman cinler güler ve bize sarılır.
  • Cinler gündüzleri uyur, gece yarısından sonra evin içinde dönerek dolaşırlar. Bir an başınız dönüyorsa, yada perde kımıldarsa sebebi budur.
  • Cinler en çok kızlara yapışır zira kızlar duygularıyla hareket ederler.           
  • İç ses diye bir şey yoktur. Müslüman cinlerle sizin aranızda geçen diyalogdur.
 
  • Büyü yoluyla sınıf geçmek için cinlerden yardım isterseniz, imtihan kağıtlarını doğru yanıtlarıyla değiştiriyorlar.
  • Cinler akılı insanlardan uzak durur, daha çok güçsüz, aşık olan, annesiyle babasıyla dövüş eden, stresli insanları sever.                                  
  •                                                                                  

    Cinler Nedir 

          

  • Dişi cinler çirkindirler.Bu yüzden güzel kızları kıskanırlar ve yapışırlar.
  • Boş yere öldürdüğünüz spermler, öteki dünyada çocuğunuz olarak karşınıza çıkıp sizden hesap soracak.
  • Cinler erkekleri baştan çıkarmak için güzel kız kılığına bürünür.Şuan her güzel kızdan %25i cindir.(İşi bittiğinde sizinle iletişimi kesmeyebilir.)
  • Ölen cinler her vakit ağaç dibine gömülür, ağaçların dibine tuvaletiniz yapmak iyi değildir.
  • Nazar boncuğu 1500 kilometre ötedeki cinleri dahi hanenize musallat eder.
  • Melekler olmasaydı kabus geldiğinde hepimizi boğardı.
  • Gece dişlerimizin arasında kalan yemek artıklarını behnilem cini yer.
  • 40 gün eğer rastgele bir yolla cinsel ihtiyacınızı gidermezseniz, 40.gün nihayetinde iblis kızıyla ilişkiye girersiniz.
  • Ruhumuzun bedenden çıkmasını engellemek için melekler biz uyurken göbek deliğimize yün koyar.
  • Eğer kuşlar toplu halde uçuyorsa, o alanda müslüman cinlerin düğünü var demektir.
  • Mısır piramitlerinin etrafına,mısırlılar tarafından büyüler yapılmıştır.Mısır piramitleri yıkılacak olursa tüm Mısır halkı lanetlenecektir.
  • Müslüman cinler,insanlara katiyen zarar vermez. Tam tersine,kafir cinlerin hanenize girmesini engellemeye çalışırlar.
  • Cinler Nedir 

  • Slenderman aslında kabustan uyarlanmıştır, ancak Creepy pasta yazarı Kabusu bir insan siluetine benzetip ismini Slenderman koymuştur
  • Terkedilmiş haneler cinlerin en çok kullandığı alan haline dönüşür, terkedilmiş hanede 8 saat geçirmeniz sizi deliliğe sürükler.
  • İblis günde en az 2 sefer insanın sol göğüs kafesine basınç uygular, şayet bunu hissetmiyorsanız anlayın ki sizi savunan melekler var.
  • Korku kalp krizi rizikonunu azaltır.
  • Odanız dağınık ve pis ise cin kabilelerini odanıza musallat edersiniz. Kuşkusuz ki onlar dağınık yerleri sever.
  • Siz hanede olmadığınız da iblis size ait eşyalara pis bir koku bırakır. Bu yüzden eşyalarınızı önce silip sonra kullanın.
  • Karanlık ve sisli bir gece ormanda kaldığınız da, ormanda göreceğiniz şeyler yüzünden korkudan can verme ihtimaliniz %98dir.
  • Şayet bir cinin aşık olduğu kişiye bulaşırsanız kötülük yaparsanız o cin sizi ömür boyu bırakmaz yapışır.
  • Cinler her zaman sizi izlemez. İzledikleri zamanda sebebi, ya onun ile ilgili konuşmanızdır veyahut size sahip olmak istemeleridir.
  • Daha önceki zamanlarda köy yerlerinde insanlar gece 10’dan sonra dışarı çıkmazdı.Çünkü gece 10’dan sonra cinlerin dolaştıklarına inanırlardı.
  • Eşinize ayırma büyüsü yapıldığında,siz hanede yokken eşiniz cinle ilişkiye girer, sizi şeytan olarak görür.
  • Dolunay olduğu gecede,dolunaya bakıp “Ya halake min külli halake cinn” dediğinizde gözünüzün önünden bir gölge geçer.
  • Cinler Nedir 

  • Cin çağırma seansı fincanla gerçekleşmez.
  • Büyülerin en tesirli olduğu saat gece 2-3 arasıdır.
  • Cinler yağmur yağdığında çevrede daha çok dolaşır.
  • Bir takım imamlar sabah namazından önce müslüman cinlere özel imamlık yapar.
  • İnsanları birbirine düşüren ve daimi dedikodu yapan kişiler iblise ruhen kölelik ederler.
  • Şayet bir aynanın dibinde uyuya kalırsanız cinler sizle düş yoluyla ilişkiye girerler.
  • Guguk kuşu ölümün habercisidir.Şayet hanenizin üstünde öterse hanenizden tez vakitte ölü çıkar.
  • Bir haneye büyü yapıldığında baykuşlar o evin çevreninde acı acı öterler.
  • Her insan uyurken astral yolcu yapar ancak bu şuurlu yapılmadığı için anımsanmaz.
  • Kafir cinler,suskun,psikopat,egosu olan,başkasının arkasından konuşan
  • insanları arkadaş olarak görürler ve her anlarını izlerler.
  • Size büyü yapıldığında bunun ilk belirtisi vücudunuzun bir yeri kanamasıdır.
  • Cinler kendilerine inanmayan insanlara “kuhaş” diye hitap ederler.
  • Gusül abdesti almadığınız her gün süresince azgın cinler sizi tahrik edici bulur,abdest almadığınız gün sürecinde sizle uyur.
  • Cinler Nedir 

  • Cinler sabah namazına kadar kapı eşiğinde sohbet ederler.
  • Dabbe filmine ait tüm serileri izlerken,toplam 4,250 kişi bayıldı 4 kişide kalp krizi neticesi can verdi.
  • Yatarken terli eşyalarınızla yatmayın,ter kokusu cinleri yanınıza çeker.
  • Cinler gözleri kahverengi olanlara daha çok yapışır.Çünkü yapıştıklarında göz bebeklerinin büyümesi dikkat çekmez.
  • Kıskanç cinler regl olan kızları erkeklerden uzak meblağlar.
  • Cinler,intihar eden birini gördüğünde, o günü bayram ederler.
  • Cinler insanlardan 2000 sene önce yaratılmıştır.
  • Selena Gomez İlluminatiye katılmak için bir hayli aza ile seks yapmıştır.
  • Cinler uzun saçlı insanların saçlarına saklanır.Bu da insanın hemen başının ağrımasına kapı aralar.
  • Müslüman ve Kafir cinler her Çarşamba gecesi İslam için kavga ederler.
  • Cinler kemik gördüklerinde köpekler yoluyla, kemik ihtiyacını karşılarlar.
  • Cinler insanlar uyumadığı zamanlar hanede duran tablolarda, posterlerde, size ait resimlerde saklanırlar.
  • Hanedeki müslüman cinler,bir insan can verdiğinde ,onun için dua okurlar.
  • Melekler çoğu kez yaşlı insan kılığına bürünür.
  • Siz uyurken cinlerle farketmeden sohbet edersiniz.
  • Cinler Nedir 

  • Gece 2 ila 5 arası hanede dolaşmayın.O saatlerde cinler evin içindeki çöplerden beslenirler.
  • Cin çağırma ayininde gelen cinler azgın ve kafirdir.
  • Banyoda ışıklar kapalı şekilde duş alırsanız onlara şahit olursunuz. Sol omzunuzda uyuşma alana gelir.
  • Çok asabi olduğunuzda şuurunuz kontrolü kaybeder, şeytan o an sizi kontrol eder, kulağınıza buyruk verir.
  • Erdah Bin Nedima en kuvvetli müslüman cin kabilesinin komutanıdır.
  • Kabre su dökmek can veren kişinin,bedeni çürürken acı çekmesini engellemek için yıllardır uygulanır.
  • Banyoda cin çağırırsanız gelme ihtimali çok yüksektir.
  • Cinler Dünya’daki insanlardan 5 kat daha fazladırlar.
  • Cinlerle irtibat kurmada ve bu alanda ilerlemede kadınlar daha maharetlidir.
  • Cinler tuvalet önünde oturup sohbet ederler.Tuvalet önünde fazla durmak iyi değildir,onları rahatsız eder.
  • Cinler büyü hariç yapışmazlar.
  • Ancak korkutur ve dalga geçerler.
  • Musallat 2 filminde ,hanede çekilen sahnede,o an kameradaki tüm kayıtlar esrarlı şekilde yanmıştır.
  • Karabasan gördüğünüzü sanırsınız ancak cinler sizi kuzrak denilen bir rüya alemine götürür.
  • Durdum yere aklınıza cinler geliyorsa,solunuza bakın ve besmele çekin.
  • Ramazanda yalnızca şeytanlar zincirlenir.Cinler zincirlenemez.