logo

Sitemize hoşgeldiniz.
Tarih: 06-23-2018
Saat: 05:39

Medyum Umut Papaz Büyüsü Büyü Bozma Kara Büyü

MedyumUmut Medyum Umut büyü sihir vefk aşk bağlama evlilik şans kader kısmet
Site Map Contacts anasayfa

Medyum Umut
Medyumumut Gerçek Sitesi Medyum umutun sitesi Bursalı Medyum Umut medyumlar medyum Medyum Siteleri Medyum Sitesi Medyum online Sihir-Büyü iptali Cin CinlerTedavisi Kismet Açma Baglama Başarı Aile Geçimsizlikleri Nasip Kismet Rizik Bereketdualari

SON YORUMLAR

Home » Kısmet Açma » medyumlar
yazarYazar: Medyum Umut | tarihTarih: 22 Kasım 2017 / 15:35

Kenzül Havas Kenzül Havas 

Kenzül Havas Bugün halk arasında eski Babil ve Mısır putperestlerinin ve eski Türk Budist ve Şamanistlerinin kullandıkları efsun ve tılsımlarından hiç farkı olmayan tılsım ve efsun öğreten pek çok kitap ve risaleler (küçük kitap) bulunmaktadır. Bu risalelerde düşmanı öldürmek, mal ve rnülkünü imha etmek, birinin kalbini kazanmak, servet ele geçirmek için melekleri kendi hizmetinde kullanmak gibi işler için efsun ve tılsımlar öğretilmektedir.

Cahil Müslümanları kandırmak için Kuran-ı Kerîm’den ayetler, Esma-i Hüsna ve mübarek dualar karıştırmışlardır. Bu kitaplardan bazıları: Şemsül-Maarif-il-Kübra ve Kenzül-Havas’tır.[1][2] Havâs kelimesi, “bir şeyde bulunup başkasında bulunmayan hal, kuvvet, tesir, özellik” gibi anlamlara gelen hâssanın çoğuludur. Havâssü’l-Kur’ân terkibi Kur’an’dan bazı kelime, âyet ve sûrelerin belli bir tertibe göre okunması veya yazılması halinde niyet ve maksada uygun sonuçlar veren tesir ve özelliklerinden bahseden bir disiplini ve bunun literatürünü ifade eder.

Kenzül Havas

Bazı müfessirler, Kurân-ı Kerîm’in gönderiliş amacının sadece lafızların zâhirinden anlaşılan mânalardan ibaret olmayıp bunun ötesinde maksatların gözetildiğini düşünmüşler, zâhirî bakımdan müphem veya müteşâbih olan ifadelerin bâtınî anlamlar taşıdığını, özellikle bazı sûrelerin başındaki hurûf-ı mukattaanın yalnız birer ses sembolü olarak değil anlam birimi olarak da algılanması gerektiğini, bu sebeple

Kurân-ı Kerîm’in hurûfîlik ve ebced hesabı çerçevesinde de tefsir edilmesine ihtiyaç bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu yaklaşım onları, ilk dönemlerden itibaren komşu kültürlerde buldukları benzer ilimlerle ve bilhassa Bâbil, Mısır, Yunan, Hint, Yahudi, Hıristiyan kültürleriyle ilgilenmeye sevk etmiştir.[3] Osmanlının son döneminde yaşamış olan Seyyid Süleyman Hüseyni’nin derlediği “

Kenzü’l Havas” adlı eser, bu ilimle uğraşanların ilk başvuru kaynağı durumundadır. 14. yüzyılda yaşamış Cezayirli Ahmed Bûnî’nin “Şemsü’l-maârif-i kübrâ” adlı Arapça eseri, dört yüze yakın tılsım şekli ile binlerce efsuna yer veren, benzerleri arasında en ünlü eserdir. Yazar, Mısır büyü geleneğini kabaladaki mistik rakamsal sistemle birleştirip buna Kuran’dan ayetler, esma-i hüsna, dinî duaları da ekleyerek eski sihir ve büyü geleneğini İslami bir forma sokmuştur. Bûnî’nin eseri, bu alanda eser veren pek çok kişiye kaynaklık etmiştir.

Kenzül Havas

Seyyid Süleyman el-Hüseynî tarafından kaleme alınan “Kenzü’l-havâs”, Bûnî’nin eserinin Türkçeye çevirisinden ibaret olmakla birlikte çeşitli ilavelerle aslının iki misli bir hacim kazanmıştır Kurân-ı Kerîm’de ve hadislerde geçen Allah’ın isimlerinin her birinin farklı bir anlamı ve kâinatta hususî bir tecellisi vardır. Bu isimler üzerine yazılan eserlerde her isim hakkında ayrı bir bilgi verilir.

Bir de esmâü’l-hüsnâ havassı olarak bilinen, hangi ismin nasıl fayda sağladığı ve bu fayda sağlama yolu hakkında bilgi veren esmâü’l-hüsnâ şerhleri vardır. Bunlarda o ismin okunması gereken sayıya ya da okunması gereken güne işaret edilir. İslâm’da Müslümanların isteklerini Allah’a arz edip dua ederken bu taleplerini karşılayan isimle dua etmeleri tavsiye edilir. Meselâ; elimizdeki metinde şâir,

Cebbâr isminin yirmi bir defa okunması halinde o kişinin şerre düşmeyeceğini belirtir. Tasavvuf ve tarikatlarda okunmasına önem verilen esmâü’l-hüsnâdaki hangi ismin ne durumda zikr edileceği meselesi halk kitapları denebilecek popüler eserlerde de söz konusu edilir. Seyyid Süleyman el-Hüseynî’nin esmânın havassından bahseden “Kenzü’l-havas” isimli eseri bu türden bir kitap olup; halk arasında rağbet görmüştür.[

Kenzül Havas

4][5] Seyyid Süleymân el-Hüseynî, “Kenzu’l-Esrâr fi’l-Havâss ve’l-Ezkâr” adlı kitâbının önsözünde önceki kitâbı olan “Kenzu’l-Havâss” adlı kitâbına Havâs-ı şerife ile iştigal eden zevât-ı kirâmın iltifat edeceğini düşünerek o kitâbında ibtidaî bilgiler vermeye lüzum hissetmediğini ancak eserin yayınlanmasından sonra diğer insanların da konuya ilgi gösterdiğini ve aldığı mektuplar üzerine Havâs bahsinde bilinmesi lazım gelen ve

Kenzu’l-Havâss adlı kitâbında ihmal olunan malumatı beyân ve izâh ettiğini söyler. İhmal olunan malumât ise riayet edilmesi gereken şartlardır.[6] Hastalıktan mustarip olan bir müminin, tıbbî tedavi imkânının bulunmadığı durumlarda bazı âyetleri dua niyetiyle okuyarak Allah’tan şifa dileğinde bulunması

İslâmî inanç ve edebe uygun olduğu gibi, böyle bir tutumun insana kazandıracağı yüksek moral ve ümit sayesinde bazı fizyolojik ve ruhî hastalıkların tedavisinin mümkün olabileceği çağdaş tıbbın ve psikolojinin de kabul ettiği bir husustur. Ancak tılsımcılarla efsuncuların cinleri istihdam etmek veya daha başka yollara başvurmak suretiyle hastaları iyileştirdikleri, dilekleri karşıladıkları şeklindeki iddialar dinen geçersizdir.

Kenzül Havas

Nitekim bu işlerle uğraşanlar, Kurân-ı Kerîm’de şerlerinden Allah’a sığınılması gereken kimseler arasında sayılmış ve “düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçüler” diye tavsif edilerek (el-Felak 113/4) kınanmıştır.[7] İslam âlimleri mistik özellikleri olan harf, kelime ve dualardan faydalanarak şifa niyetinde bunları kullanmışlardır. Bu hususta Mısırlı yazar El Buni’nin “Şemsü’l Maarifi’l-Kübra”

adlı eserinde harflerin çeşitleri ve sırları, gezegenler, burçların tali ve menzilleri, besmele, ismi azam, sure ve çeşitli duaların hikmetlerine ilişkin bilgiler yer almıştır. Seyyid Süleyman El Hüseyni tarafından yazılan “Kenzü’l Havas” adlı eserinde yine bu bilgiler ve Esmaül Hüsna’nın hikmetleri anlatılmaktadır.

yazarYazar: Medyum Umut | tarihTarih: 22 Kasım 2017 / 15:29

Havvas ın alanı Havvas ın alanı

Havvas ın alanı Havas ilmi genel kanıdaki düşüncelere rağmen sadece harflerin ve sayıların, esmaların veya ayetlerin sırlarından, hikmetlerinden faydalanılarak çeşitli etkiler elde etmek için esmanın veya ayetin kendisi ya da vefki ve bunlara bağlı harf ve sayılar ile tılsımlar kullanılarak ve bu sistem üzerine kurulmuş basit bir ilim veya ilmin metodu değildir.

Bu ilimlerin kendisine has özellikleri ve konuları vardır, bu ilmin kendisi ve lisanı evrenseldir. Bu ilimler ruh ve madde ile canlı ve cansız ile harfler ve rakamlar ile yıldız ve burçlar ile nebulalar ve galaksiler ile ses ve renk dalgaları ile kısaca kainatta daha genişi evrende her şeyle bağlantılıdır.

Havvas ın alanı

Bu ilim asırlardır gelmiş geçmiş alimlerin ve ulemanın bir sır gibi gizlediği ve açıkça öğretmediği ve öğretmekten de çekindiği vebal altında kalmaktan korktuğu ilimlerdendir. Bu ilimler de başarılı olmanın ve zarar görmeden ilerlemenin bazı şart ve usulleri vardır.

Havas ilmini bilmek ve öğrenmek için önceden bilinmesi gereken kurallar ve önemli noktaları sırası gelince özet olarak anlatmağa çalışacağız, ama bundan önce bilinmesi gereken bu ilim yıldızlar ilminden bilinen veya bilinmeyen sırlarla alemi semalardan gelmiştir. Bu ilim insanlardan önce yani arz oluşmazdan evvel ruhani alemlerde mele küt ve cinler aleminde bilinen ve kullanılan birçok gizlilikleri, esrarı ve acayipliği içinde gizlemiştir.

Yaşamış olduğumuz bu maddi alemin yasaları ve fiziksel oluşumları manevi alemlerin etki ve yasalarıyla meydana gelmektedir. Bu ilmin kullanılışı melekler ve cinlerden sonra çok eski kavimler ve uygarlıklar tarafından kullanılmıştır bu manevi yasaları öğrenip etkilerine göre gerektiği şekilde uygulamışlardır. İnsanlar bu bilgileri çok çeşitli yollardan elde etmişlerdir.

Havvas ın alanı

Hatta kimilerine göre mana aleminden gelen varlık veya varlıklar bazı insanlara bu ilmi ve kullanma metodunu öğretmişlerdir. Bu anlattığıma örnek; Bakara süresi 102. ayetinde olan Harut ve Marut isimli iki meleği örnek olarak verebiliriz. Gerek ruhani varlıklar veya cinlerin bildiği kelamlar, bizzat insanlar için indirilmiş kutsal kelamları veya esmaları gizlemek ya da rumuzlamak amacıyla çeşitli şekiller,

çizgiler veya tılsımlardan oluşan birtakım sayılarla sembolleşen vefkler ve tılsımlar oluşturulmuştur. Bazen de sırf sayılar kullanılarak bu ilim de çok çeşitliliklerle beraber çelişkiler de görülmektedir. Zıtlık veya yanlışlıklar ise bu ilimler kaynağından öğrenilmeyip kolaycılık (Kopyacılık) yolu seçilmiştir. Günümüzdeki kitaplar da görülen veya kullanılan tılsımlar yanlış zaman veya yanlış mekanlar da şart ve kaidelerine riayet edilmeden yazılıp hazırlandığından yapılan bir işin çoğu zaman neticeye ulaşmadığını görürüz.

Havvas ın alanı

Bir de işi karıştıran esas mesele bu tılsım, sembol veya yazıların ilahi isimler ve semboller olmayıp cinler, periler veya ruhani varlık isimlerinden olduğu ibarettir. Veya çok daha iyisi melek üt aleminden bir melek ismi olduğudur. Dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de şudur: Tılsım yazarken eskilerin kullandıkları diller ve yazılar çok eski kavimlerin dillerine göre yazıldığı için günümüze gelene kadar bir çoğu unutulmuş bir çokları da tahribatlara uğratılmıştır.

Bu uygarlıklara ve dillere örnek olarak Mu uygarlığı Atlantis kavimleri ve eski kipti ırkı ile eski İbranice,eski Süryanice ve eski Arapça’nın bazı lehçeleri ve eski Mısır yazıları, lehçeleri ve alfabeleri ki; bugün bunların bir çoğu unutulmuştur. Ve daha sonra esma ve ayetlerin manevi etkisini kullanma halidir ki; bu da bazı şartlara bağlıdır…

Havvas ın alanı

Bunlar da özet olarak esma ve ayetlerin anlam ve etkilerinin kudretini bilmektir. Bu halde kendi içinde gruplamaktır. Bunları da şöyle özetleyelim; esma veya ayetin bilinen anlamının yanında bir de batını (gizli) anlamları vardır. Bunlar etki olarak farklı sonuçlar verirler ve sen bilmelisin ki;

Kur’an –ı Kerim’in anlamının anahtarını yüce Allah (c.c.) peygamberleri ve onun evliya kullarına ve rahmani olan meleklere lütfetmiştir. Bu Konu hakkında araştırma yaparken bazı gerçekleri de göz ardı etmemek lazım bunlardan en önemlisi olan Al-i İmran Suresi 7 . ayet Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kuran’ın) bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir.

Havvas ın alanı

Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.

yazarYazar: Medyum Umut | tarihTarih: 22 Kasım 2017 / 14:24

Cevşen-i Kebirin Havassı Cevşen-i Kebirin Havassı

Cevşen-i Kebirin Havassı Cevşen’de çok gizli sırlar mevcuttur. Cevşen, Hz. Peygamber ve ümmetine hediye edilmiş emsalsiz bir sırr-ı pür-esrar bir hazinedir. Hz. Ali (K.A.V.) ve ondan torunu İmam Zeynelabidin (S) tavasutuyla nakledilen çok önemli dualardan biridir.

Cevşen-i Kebir’in zırh mesabesinde olduğu Hz. Peygamber tarafından nakledilmiştir. Uhud’da Cebrail tarafından Hz. Peygamber’e zırh olarak indirilmiş ve ümmetine teşmil olunmuştur.

Cevşen’in bir çok derde deva, müşküllere çare olduğu ehl-i havas indinde tecrübeyle sabittir. İzzet ve ikram bulmak için: Ya hayre’l-gafirin, Ya hayre’l- fatihin, Ya hayre’n-nasırin, Ya hayre’l- hakimin, Ya hayre’r- razıkin, Ya hayre’l- varisin, Ya hayre’l- hamidin, Ya hayre’z- zakirin,

Ya hayre’l- münzilin, Ya hayre’l- muhsinin. Subhaneke ya ilahe illa ente el-gavsa el-gavsa hallisna mine’n-nar. Zafer bulmak için:

Cevşen-i Kebirin Havassı

Ya men lehü’l-izzeti ve’l-cemal, Ya men lehü’l-kudreti ve’l-kemal, Ya men lehü’l-mülk ve’l-celal, Ya men hüve’l-kebirü’l-müte’al, Ya münşiye’s-sehabu’s-sıkal, Ya men hüve şedidu’l-muhal, Ya men hüve seri’u’l-hisab, Ya men hüve şedidu’l-ikab, Ya men hüve indehu hüsnü’s-sevab,

Ya men hüve indehu ümmü’l-kitab. Subhaneke ya ilahe illa ente el-gavsa el-gavsa hallisna mine’n-nar. Kalplerde kabul bulmak ve bir kimseyi yanına getirtmek için:

Allahümme inni es’elüke bismike ya Hannan, ya Mennan, ya Deyyan, ya Burhan, ya Rıdvan, ya Sultan, ya Gufran, ya Subhan, ya Müste’an, ya Za’l-menni ve’l-beyan. Subhaneke ya ilahe illa ente el-gavsa el-gavsa hallisna mine’n-nar. Sihrin, afet ve belaların def’i için:

Cevşen-i Kebirin Havassı

Ya men tevada’a küllü şey’in li-azametihi, Ya men estesleme küllü şey’in li-kudretihi, Ya men zelle küllü şey’in li-izzetihi, Ya men hada’a küllü şey’in li-heybetihi, Ya men enkada küllü şey’in li-heybetihi, Ya men enkada küllü şey’in min haşyetihi, Ya men teşakkakati’l-cibal min mehafetihi,

Ya men kameti’s-semavat bi-emrihi, Ya men estakarrati’l-ardun bi-iznihi, Ya men yusebbihu’r-ra’du bi-hamdihi, Ya men la ya’tedi ala ehli memleketihi. Subhaneke ya ilahe illa ente el-gavsa el-gavsa hallisna mine’n-nar. İşlerin iyi neticelenmesi için: Ya Gafire’l-hataya, ya Kaşife’l-belaya, ya

Cevşen-i Kebirin Havassı

Müntehiye’l-recaya, ya Müczile’l-ataya, ya Vahibe’l-hedaya, ya Razıka’l-beraya, ya Kadıya’l-menaya, ya Samie’l-şekaya, ya Ba’ise’l-beraya, ya Mutlike’l-usera. Subhaneke ya ilahe illa ente el-gavsa el-gavsa hallisna mine’n-nar. Yüce mertebelere ulaşmak için: Ya Za’l-hamdi ve’s-sena, ya Za’l-fahri ve’l-beha, ya Za’l-ahdi ve’l-vefa, ya Za’l-afvi ve’r-rıda, ya Za’l-menni ve’l-ata, ya Za’l-fasl ve’l-kada, ya Za’l-izzi ve’l-beka, ya Za’l-elai ve’n-ne’ama. Subhaneke ya ilahe illa entel emanul eman halisna mine’n-nar.

yazarYazar: Medyum Umut | tarihTarih: 22 Kasım 2017 / 14:18

Celcelûtiye’nin Havas ve Esrarı Celcelûtiye'nin Havas ve Esrarı

Celcelûtiye’nin Havas ve Esrarı Celcelûtiye, Süryânîce “Bedî” demektir. Bedi’ anlamı: Eşi ve örneği olmayan, sanatkârane yaratan demektir Kurân’da: “…göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır.” [1] diye buyrulur. Hz. Muhammed’e Cebrâil tarafından indirilen ve içinde İsm-i Azam’ı da taşıyan yüksek anlamlar, Hz. Ali tarafından Celcelûtiye adıyla ve cifir ilmine göre birçok tarih de düşürülerek Süryânî diliyle nazmedilmiş ve kaside haline getirilmiştir.

Yüksek ve etkili bir duâdır. Bir isimler hazinesidir. Allah’ın rahmetini celb etmesi hasebiyle bir rahmet hazinesi ya da bir Cennet hazinesi demek de mümkündür.[2] Alimlerin bildirdiğine göre, Celcelûtiye, engin bir kapsama sahip sırları ihtiva eden ve İsm-i Azam sırrını taşıyan bir kasidedir.

Daha önce İbranîce ve Süryanîce konuşan birçok peygamber bu kasidenin aslî muhtevasıyla münacatta bulunmuş ve o sayede değişik sıkıntılardan kurtulmuşlardır. Celcelûtiye’nin konusu, aslen Allah ‘a karşı, Esma-i Hüsnası ve Kurân surelerinin isimleriyle yapılan bir münacattır. İçinde İsm-i Azam’ı taşıyan bu dua, ilm-i cifir ve ebced hesabı kaideleriyle gelecekten kimi haberlerin şifrelerini taşır.

Risale-i Nur’da, Celcelûtiye’nin konusu hakkında şu ifadelerde vardır: “Celcelûtiye’nin aslı vahiydir ve gizemlidir ve gelecek zamana bakıyor ve gaybî umûr-u istikbaliyeden (gelecekteki işlerden) haber veriyor” [3] “Hz. Ali ’ın en ünlü Kaside-i Celcelûtiyesi, baştan nihayete kadar bir çeşit hesab-ı ebcedî ve cifirle telif edilmiş ve öyle de matbaalarda basılmış” [3] “Celcelûtiye, Süryanice bedi’ demektir ve bedi’ anlamındadır”
<h

yazarYazar: Medyum Umut | tarihTarih: 21 Kasım 2017 / 18:14

Karabasan Nedir Karabasan Nedir

Karabasan Nedir Kabus, uyanıldığında kol ve bacakların felç olmuş gibi hareket etmemesidir. Çoğunlukla düş sonrası olur.[1] İzole uyku paralizileri (uyku felci) de tecrübe et bu vaziyetler, sıklıkla uykudan uyanma vaziyetlerinde izlenir.
Hasta uyanıktır, ancak hiç bir yerini kıpırdatamaz, sanki felç olmuş veyahut soluk almayacakmış duygusu içindedir. Hasta için çok ürkütücü olan bu vaziyet, 10-20 saniye kadar devam edip kendi kendine biter veyahut dışarıdan bir kişinin hastaya dokunması nöbeti sonlandırır.[2]
Kabusun diğer bir istikameti ise; kişinin gece uykusunda korkulu düşler görerek uyanması denilen bir uyku bozukluğu olmasıdır.[3]
Kabusun kolay bir uyku hastalığı olduğunu belirten Denizli Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Okan Bölükbaşı, bu konu ile ilgili şöyle diyor:
«Kabus, uykuya daldıktan bir müddet sonra iblisin gelip göğse oturması boğazınızı sıkması nefes alamama hiçbir yerinizi oynatamama bağıramama yardım isteyememe şeklinde tarif edilen müthiş bir dehşet ve panik tablosu olarak tanımlanır. Kültürümüzde cinlerle ilişkilendirilen ve sıklıkla hocalara müracaat edilen bu durum aslında basit bir uyku bozukluğudur.
Bu olay uykuya daldıktan kısa bir süre sonra bilhassa genç insanlarda hafif uykudan derin uykuya geçiş sırasında üst beyinle alt beyin arasında geçici bir uyumsuzluktan meydana gelen mesele hasebiyle yaşanabilmektedir. Bu olay, bütün dünyada yaygın olarak görülmektedir.
Mesela bunun Japon halk kültüründe deniz cinlerine İngiliz halk kültüründe hortlaklara Kuzey Amerika’da cadılara bağlı olduğu zannedilirmiş. Ülkemizde bunun çok kolay rehabilitasyon edilebilen nörolojik bir mesele olduğu ne yazık ki bilinmemektedir.

Karabasan Nedir

İnsanlarımız bu konuda ehil olmayan kişilere gidip vakit kaybetmektedirler. Bu hastaların kesinlikle nörolojik kontrolden geçmeleri gerekmekir. Bu tür hastaların bazılarında çok nadir olarak ur kanser damar yumaklaşması veyahut irin gibi beyin sapı kisti tespit edebilmektedir. Bu gibi vaziyetlerin bertaraf edilebilmesi için hastaların ciddi bir nörolojik incelemeden geçirilmeleri koşuldur.
Rehabilitasyon kısa kolay kolay ve nettir.» [4]
Kabus, yoğun vokalizasyon, motilite ve yüksek otonomik boşalmayla kendini gösteren ve gece uykusunda ortaya çıkan aşırı korku ve panik dönemleridir. Fert oturur veya kalkar, çoğunlukla gece uykusunun ilk 1/3’ünde olur ve panik ifade eden bir çığlıkla birliktedir
. Oldukça sık olarak sanki kaçmaya çalışıyormuş gibi kapıya hamle yapar, ancak seyrek odayı terk eder. Olayın anımsanması, şayet varsa, oldukça hudutludur (genellikle anımsadığı bir veya iki fragman şeklinde zihni imgelerdir) [5]
Uyku süresince beden işlevleri, felce uğrar. Rüyalar benliğimizi acıtan acılardan alıkoyar. Uykumuza kargaşa hakim olduğunda uyku durumu ruhumuzu takip eder. Uyku felcinde hypnogogic ve hypnopompic halüsinasyonlar eşliğinde geçirilen uyku felci, ruhumuza akılalmaz korku verir.
Hypnogogic durum, insanın uykuya dalma sürecinde deneyenler olarak dile getirilirken, hypnopompic durum uyanma sürecinde ele geçirilen deneyimleri içerir. Bu duyular, vücudun geçici bir felç ile hareketsiz kaldığı uyku felciyle de beraber yaşanabilmektedir.[6]
Uyku felci (Halk arasında “kara basan” olarak da bilinir), uyandıktan hemen sonra (hipnopompik felç olarak da bilinir) veya seyrek olarak, uykuya dalmadan hemen önce, bedenin geçici olarak hareket edememesi (felç olması) ile karakterize edilen bir durumdur.

Karabasan Nedir

Fizyolojik olarak, REM atonia olarak da bilinen REM uykusu esnasında oluşan normal felç ile yakından alakalıdır. Buna göre bir takım bilim insanları ve fizikçiler bunun uyku döngüsünün “natürel” bir tesiri olduğuna inanır. Uyku felci beyin REM vaziyetinden tamamiyle uyanık vaziyete geçse de beden felcinin devam etmesi vaziyetinde oluşur. Bu vaziyet, kişinin şuurunun tamamiyle açık olmasına karşın hareket edememesine yol açar. Ayrı olarak bu vaziyet ile beraber hipnopompik sanrılar olabilir.
Çoğu kez, uyku felcine uğrayan kişi tarafından bunun bir düş nedeniyle oluştuğuna inanılır. Bu yüzden, insanların hareket etmek istese de hareket edemediği rüya sayısı bu kadar fazladır. Uyku felcinin kapı araladığı sanrılar bazen durumun normal bir rüya olarak idrak etmesine, bazen de oda içerisinde hayali şeyler görülmesine kapı aralar.[7]
Anksiyete bozukluğunun bir belirtisi olarak;
kişi, içinde korkuya benzeyen bir duygusu olduğunu, sanki kötü bir haber alacakmış gibi hissettiğini anlatır. Lakin korkusunun nedeni ve nesnesini bilmez. Halk arasında “bun bastı, korkutuyorlar, kabus bastı” gibi sözcüklerle anlatılmaya çalışılır. Bazen,özellikle uzun sürdüğünde, bunaltı durumu kişide yılgınlığa kapı araladığından çöküntü belirtileri de beraber bulunabilir.[8]
Kabus, gebelikte disoriyentasyon, çöküntü, uykusuzluk, irritabilite, psikotik bozukluk gibi görülebilen rahatsızlıklar arasındadır.[9]

Karabasan Nedir

Tarihçe

İbni Sina (M.S. 980-1037), “Yasa” (Canon) kitabında ruh bozukluklarını ve hastalıklarını on beş grup içinde toplamış, bunlar arasında şu hastalıklara yer vermiştir:
  1. Beyin dokusuna ve beyin zarlarına sarı safranın tesiri neticesi ortaya çıkan ateşli akıl hastalıkları,
  2. Beyinde, orta ve yan karıncıkların dokusunda değişme neticesi ortaya çıkan algı, hafıza ve düşünce bozuklukları,
  3. Kanın, kara veyahut sarı safranın kapı araladığı şuur bulanıklıkları, kara safranın kapı araladığı melankoli.
İbni Sina sınıflandırmasında aşırı ihtiraslara, eşcinselliğe, karabasana, kuduza, maniye ve şubat aylarında “kendisini kurt gibi görme” belirtisiyle ortaya çıkan hastalığa da (lycanthropy) yer vermiştir.
Fernel (M.S. 1497-1558), Fransa’da tinsel bozuklukları ve hastalıkları beynin zarlarını, yapısını ve karıncıklarını bozan nedenlere bağlı olarak üç büyük gruba ayırmıştır. Birinci grupta baş ağrılarına; ikinci grupta ateşli akıl hastalıkları, bilinç bulanıklığı ve maniye; üçüncü grupta baş dönmesi, epilepsi, felç, karabasan, adaleme, melankoli ve titremeye yer vermiştir.[10]

Çocuklarda Karabasan

Karabasan gece yarısı uyku esnasında yaşanan bir gerilim neticeninde aniden uyanma gibi fiziksel neticelere kapı aralayan bir durumdur. Karabasan yaşayan bir çocuk çığlık atabilir, kaçmaya çalışabilir ve yerinden kalmak isteyebilir. Hissedilen korku ve panik birkaç dakika sürebilir.
Bu durumlarda çocuğunuzu yatıştırmanız ve teskin faktörüz gerekmektedir. Karabasan gören bir çocuk sabah uyandığında gece yaşadıklarını anımsamaz. Tıpkı uyurgezerlik gibi karabasan da çocuklar arasında sıklıkla görülür ve ergenlik çağında dahi devam edebilir.
Çocuğunuz istediği halde yataktan kalkamaz, bir güç tarafından hareketlerinin engellendiğini hisseder, kıpırdayamaz ya da konuşamaz, bağırmaya çalıştığı halde sesi tüm çabalamalarına rağmen çıkmaz. Bu süre zarfında çeşitli halüsinasyonlar görülebilir. Karabasan genellikle 4-12 yaşları arasında görülmeye başlanır ve uykunun en derin olduğu anda hissedilir.
Bazı çocuklar ayda 1-2 kere karabasan görür. Bazı çocuklar ise bu durumu daha sık yaşar ve korkudan kendilerine ya da etraflarına zarar verir. Bu çocuklar yaptıkları şeylerin farkında bile değildir. Ergenlik çağında yaşanan uyurgezerlik durumu karabasana eşlik edebilir.
Bazı çocuklar evin çevreninde koşmaya başlayabilir, uzun bir süre konuşmak istemeyebilir. Uyandıklarında kafaları karışmış ve ne yapacaklarını şaşırmış gibi görünen bu çocuklar, tekrar uykuya dalar. Sabah uyandıklarında ise hiçbir şey anımsamazlar.
Karabasan genellikle sinir krizi olarak düşünülmektedir. Bazı çocuklar gerilim filmi izledikten sonra ya da korkunç bir hikâye dinledikten sonra karabasan görür.
Bazı çocuklar ise yaşadıkları ve kökleşmiş hale gelen korkuları nedeniyle karabasan görür.
Her iki durumda da anne ve babaların yapabileceği en ehemmiyetli şey sakin olmak ve çocuğu deşarj olmaktır. Çocuğunuzun yaşadığı gerilime veyahut strese kapı aralayan vaziyetin kaynağına inin.
Çocuğunuzun kabus görme sıklığı artmışsa, kesinlikle natürel sıhhat uzmanınıza müracaatın. Doğal sağlık uzmanları çocuğunuzun ruhsal, duygusal ve fiziksel dünyasına girerek sorunlarını çözmeye çalışır.
Uyku bozuklukları başlığı altında sizlere önerdiğimiz rehabilitasyonlar çocuğunuzu yatıştırıp sakinleştireceğinden, bu rehabilitasyonları özenle uygulamanız gerekmektedir. Çocuğunuzla sohbet etmeye çalışın, kaygılarını ve korkularını gidermek için elinizden geleni yapın.

Karabasan Nedir

Çocuğunuz, etrafında oyuncak, televizyon ve arkadaş gibi dikkatini dağıtan dış etkenler olmadığında, sizinle daha rahat konuşur. Bu yüzden çocuğunuzla baş başa konuşmaya çalışın. Onu dikkatle dinleyin ve sorunlarına analiz eder üretmeye çalışın. Çocuğunuz yatmadan önce moralini bozacak rastgele bir davranıştan, hikâyeden, filmden ve oyundan kaçının.
Çocuğunuz uyanmadan hemen önce karabasan görüyorsa, kendisini normal uyanma saatinden 15 dakika önce uyandırmanız önerilmektedir. Bu şekilde çocuğunuzu deşarj olabilir ve tekrar uykuya dalmasını sağlayabilirsiniz. Çocuğunuzu karabasan gördüğü saatlerde uyandırarak deşarj olursanız, yaşadığı negatifliğin tekrar etmesini önleyebilirsiniz. Bu şekilde yaşadığı kısır döngüyü de kırarak karabasanı önlemiş olursunuz.[11]

Karabasan ve Sleep Paralysis (Uyku Felci)

Sleep Paralysis, Türkler arasında “karabasan” olarak bilinen bir semptomdur. It is a generalized absence of myogenic tonus, which occurs suddenly during sleep and spontaneously and completely recovers in minutes. It can cause great fear, especially during its initial occurrence.
Hypnagogic hallucinations occurring at sleep onset are vivid perceptual experiences, either visual or auditory, like a dream. The last two symptoms of the tetrad can be observed in isolated form in normal persons.[TÜRKÇE’YE ÇEVRİLMELİ][12]

Karabasan Nedir

Paralysis occurring just before a person falls asleep.[TÜRKÇE’YE ÇEVRİLMELİ][13]
Halk arasında “Karabasan” olarak bilinen uyku felci, uyandıktan hemen sonra veya, seyrek olarak, uykuya dalmadan hemen önce bedenin geçici olarak hareket edememesi (felç olması) ile karakterize edilen bir durumdur. Uyku felci, kişinin bilincinin tamamen açık olmasına rağmen hareket edememesine neden olur.
Ayrı olarak bu durum ile birlikte halüsinasyonlar olabilir. Çoğu kez, uyku felcine uğrayan kişi tarafından bunun bir rüya sebebiyle oluştuğuna inanır. Bu yüzden, insanların hareket etmek istese de hareket edemediği rüya sayısı bu kadar fazladır.Uyku felcinin neden olduğu halüsinasyonlar bazen vaziyetin normal bir düş olarak idrak etmesine,bazen de oda içerisinde hayali şeyler görülmesine yol açar.[14]

Belirtiler

Uyku felcinin başlıca belirtisi uyanma öncesi veya uyuma öncesi görülen kısmi veya geçici iskelet adalesi felcidir. Diğer bir söylemle, bir kişinin uykuya dalarken veya uyanırken hareket edememesi veya konuşamaması hissidir. Uyku felci ile beraber hipnopompik sanrılar olabilir.
Bu halüsinasyonlar işitsel, dokunsal ve/veya görsel olabilir. Uyku felci kişi tekrar REM uykusuna dönmeden önce veya tamamiyle uyanmadan önce birkaç saniye veya birkaç dakika sürebilir. Çok uç vaziyetlerde, 4-5 saat sürdüğü de bilinmektedir.[7]

Olası sebepleri

Uyku felci, düş gören bir kişinin düşünde yaptığı hareketleri aynen yapmasını engellemek için REM uykusu müddetince oluşur. Uyku felcinin fizyolojisi ile ilgili çok az şey bilinir. Bununla beraber, uyku felcinin beynin pons bölgesindeki motor nöronların post-sinaptik inhibisyonu ile irtibatlı olduğu önerilmektedir.
Bilhassa, düşük düzey melatonin adalelerin uyarılmasını engelleyecek şekilde sinirlerdeki depolarizasyon akımı durdurabilir, ve düşte yaşanan eylemin gerçekte yaşanmamasını sağlayabilir (sözgelimi, düşünde koştuğunu gören bir kişinin gerçekte koşmasını engellemek gibi).
Uyku, 5 safhadan oluşur. 4 NREM (non-rapid eye movement) ve 1 REM (rapid eye movement) safhası. NREM safhaları uyku döngüsünün (Bu döngü de 90-120 dakika arası sürer) toplamda u’ini oluştururken, REM safhası %’ini oluşturur.
REM safhasında düşlerimizi görürüz ve bu safhada beyin, vücudu geçici olarak felç eder ve bundan dolayı düş görürken bırakın hareket etmeyi, ufak homurtular haricinde ses dahi çıkaramayız.
En azından olması şart olan budur, ters takdirde düşümüzde bir adamı kovalarken kendimizi bir duvara çarpıp kafamızı gözümüzü faydayken, haneden çıkıp sokakta pijamalarla (veya daha kötüsü, çıplak) koşarken veya oturduğumuz apartmanın yedinci katından düşerken bulabiliriz. Düşüneceğiniz gibi, uyurgezerlik de bu felç işlevinin çalışmamasına bağlı bir bozukluktur.
Ayrı olarak, bu düzensizliği yaşayanlar ve narkolepsiden muzdarip olanlar arasında bariz bir ilişki vardır. Lakin, fark çalışmalar çoğu insanın hayatlarında en az bir defa uyku felci yaşadığını göstermektedir.
Bazıları, değişik etmenlerin uyku felci ve halüsinasyonların yaşanma ihtimalini arttırdığını rapor etmişlerdir. Bunlar:
  1. Sırtüstü yatmak,
  2. Gayri muntazam uyuma saatleri; şekerlemeler, çok veya az uyumak,
  3. Fazla stres,
  4. Ani etraf/hayat tarzı değişiklikleri
  5. Olaydan hemen önce görülen temiz rüya. Ayrı olarak berrak rüya durumuna girebilmek için kullanılan bilinçli indüksiyon yaygın bir yoldur. WILD olarak da bilinir.
  6. Yapay uyku yardımcıları ve antihistaminler.
  7. Uyku öncesi açlık.
En çok kabul göreni, stresli yaşamdır. Faraziyeye göre aşırı stresli veya bunalımdaki bir insan çok az uyur, çok fazla uyur; çok geç yatar, çok erken yatar; çok geç kalkar… Bundan dolayı alt üst olan uyku döngüsü de, ortaya çıkan uyku bozukluklarının neticeninde hatalı bir şekilde işler ve uyku felci gerçekleşir.
Yanlış yatma şekli de ehemmiyetli bir etmendir. Uyku felçlerinin çoğunlukla sırtüstü pozisyonda uyunurken yaşandığı tespit etmiştir. Bu konudaki bir başka görüş de, boynun yanlış bir biçimde duruşunun uyku felcine kapı aralayabileceğidir. Yoğun stres zamanlarında ya da psikolojik sorunlar yaşayan kişilerde uyku felcinin daha sık görüldüğü belirtilmektedir.
Bazı sakinleştirici ilaçlar kullananlarda uyku felci görülme ihtimali, normale göre 5 kat daha fazladır. Uyku felci yaşayanların takriben üçte birinde, gün içinde panik atak olduğu belirlenmiştir. Uyku felci, bir hastalık değildir. Kişiye çok büyük bir ölüm korkusu yaşatsa da, hiçbir zararı yoktur. Ancak insanı korkutan bu durumun yaşanmaması için alınabilecek bazı tedbirler bulunuyor. En ehemmiyetlisi, düzenli ve yeterli uyumaktır. Olası olduğunca stresten uzak durmak da çok ehemmiyetlidir.[7]

Kabus ve Hallüsinasyon (Varsanı, Hallucination)

Ortada bir nesne yokken, varmışçasına algı edilmesi demektir; beş duyudan rastgele birinde veya bir kaçında husule gelebilir. Seyrek psikiyatrik hastalıklarda, tecrübi olarak da hipnoz altında iken, olan şeyin algı edilmemesi vaziyetine rastlanabilir ki, buna negatif hallüsinasyon denir.
Şayet kişi hallüsinasyonunun gerçek olduğuna inanıyorsa (yâni egosintonik – egoyla bütünleşmiş bir hallüsinasyon mevzubahis ise), bu vaziyet ekseriyetle psikoz belirtisidir; bunun hallüsinasyon olduğunu farkındaysa (yâni egodistonik – egoya yabancı bir hallüsinasyon mevzubahis ise), çoğunlukla nörolojik bir hastalığa delâlet eder.
Sıhhatli insanlarda da, bilhassa yoğun zorlanma altındayken görülebilen benzer nitelikli iki hallüsinasyon vardır:
Hipnagojik ve hipnopompik hallüsinasyonlar. Birincisi uykuya dalarken, uyku ile uyanıklık arası dönemde, ötekisi de aynı dönemde fakat uykudan uyanırken olur. Bu esnada tipik olarak kişinin bedeni felç halindedir ve hallüsinasyonlarının hallüsinasyon olduğunun da kısmen farkındadır.
Bu vaziyetten kurtulabilmek için yoğun gayret sarf eder. kolunu bile kıpırdatabildiğinde hâdise biter. Halk arasında kabus tecrübe et bu vaziyet tamamiyle beynin bir oyunudur ve narkolepsi tecrübe et bir hastalığın da belirtisi olabilir.[15]
Vivid dreams that occur just before a person falls asleep; accompanied by sleep paralysis.[13]

Narkolepsi Hastalığı

Katapleksi. başka bir deyişle şuur kaybı olmaksızın iskelet adale gerginliğinin kaybı, şaşırtıcı nörolojik bir hastalık olan narkolepsinin tanımlayıcı belirtilerinden biridir. Kataplektik krizler, çoğunlukla bir kahkaha ile başlar, diğer vakitlerde ise utanma, yabancılarla sosyal ilişkiler, ani hiddet, atletik güç sarfetme veyahut cinsel ilişki bir krizi başlatabilir.
Hastaları güçsüz bırakan diğer bir hastalık belirtisi de, gündüzleri daimi uykulu olma vaziyetidir. Şayet hayatınızda 48 saat uyumadığınız olduysa, narkoleptik hastaların her gün yaşadığı uykulu olma vaziyetini yaşamışınız demektir. Kendilerini o kadar uykulu hissetmelerine karşın, bu hastalar geceleri pek iyi uyuyamazlar.
Kısa bir kestirmeden sonra kendilerini yenilenmiş hissetseler de uyku hissi kısa müddet sonra yine başlar. Netice olarak, narkoleptik kişiler, yersiz yerlerde uyuyakalırlar. Bu yüzden de rehabilitasyon edilmezlerse trafik kazaları açısından çok büyük riziko altındadırlar. Çoğunlukla bu kişiler, işlerinde ve okullarında yüksek performans göstermekte güçlük çekerler.
Son birkaç senedir araştırmacılar, bu güçten düşürücü ama şaşırtıcı derecede de yaygın olan hastalığın gizemlerini çözmeye başladılar. Yapılan çalışmalarda ortaya çıkan şu ki. katapleksi sırasında beyinde etkilenen bölgeler, rüyalarımızla senkronize bir şekilde hareket etmemizi engelleyen bölgelerle aynıdır (sözgelimi, rüyamızda bir yarışta isek. bacaklarımızı sağa sola çarpmamız gibi)
. Ayrı olarak bilimadamları. değişinime uğradığında köpeklerde narkolepsiye sebep olan bir gen bulmuşlardır. Narkolepsinin bir otoimmün hastalık olabileceğini ortaya koyan bazı ipuçları da vardır. Bu durumda bağışıklık sistemi, sanki yabancı bir dokuymuş gibi normal beyin dokularına saldırmaktadır.
Bu hastalığın bir dizi alışılmış olan dışı özellikleri vardır. Katapleksi ve uyku hissi yanında, diğer iki klasik belirti de uyku felci ve hypnagogik halisünasyonlardır.
Uyku felci, uyuyakalırken ya da uyanırken kımıldayamama durumudur. Normal fertler hayatlarında birkaç sefer kısa süreli uyku felci durumu yaşayabilirler. Ama bir hayli narkoleptik hasta için hergün görülebilecek bir durumdur. Hynagogik halisünasyonlar. uyanma sırasında, çevredeki unsurları da içeren düş benzeri tecrübelerdir
. Bunlar çoğunlukla narkoleptik kişilerin en uykulu oldukları vakit oluşur. Ama, her narkoleptik hasta aynı şekilde problemler yaşamaz. Sözgelişi, kataplaksinin ve uyku halinin şiddeti fertler arasında farklılık gösterir.
Narkolepsinin geniş şekilde olması de şaşırtıcıdır. Bu hastalık. AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’de iki binde bir oranında gözlenir. Diğer ülkelerdeki oranlar. Japonya’da altıyüzde bir. İsrail’de beşyüzbinde bir kişidir. Bu fark oranların nedeni. ırka bağlı genetik etkenler veyahut muhtemelen etrafsal etkenler olabilir.
Narkolepsinin AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’de görülme oranı, “amyotrophic lateral sclerosis” hastalığının takriben on katı. “multiple sclerosis” hastalığının yarısı, “cystic fibrosis” hastalığının beş katı ve “parkinson” hastalığının takriben dörtte biridir.
Narkolepsinin ilk belirtileri, tipik olarak onlu veyahut yirmili yaşlarda görülür. Belirtiler birkaç sene müddetle kötüleşir, daha sonra değişmeden sürer.[16]
Rehabilitasyonu düzenli yatış vakiti, gündüz şekerlemesi desturu, ani uykuya karşı güvenlik tedbirleri, gündüz için ikazcılar, antidepresan kullanımı biçimindedir.[17]

Uyku ve Narkolepsi

Narkolepsi. uyku kontrol mekanizmasının bozulmasıyla ilintilidir. Uyku döngüsü, normalde iki temel fazdan oluşur. REM (hızlı göz hareketi) uykusu ve Non-REM (hızlı göz hareketi olmayan) uyku, Non-REM. sakin bir uyku durumudur. Kaslar gevşer, ama yeniden de bir parça gergindirler: nefes alma düzenlidir, nefes alma düzenlidir,
serebral korteks, yüksek voltajlı dalgalar üretir ve beynin enerji tüketimi çok az düzeydedir. REM evresi ile non-REM evresinin her ikisinde de, çevrede olan bitenin bilincinde olmama durumu, bu ikisinin benzerliğidir. Buna rağmen. REM fizyolojik olarak oldukça farklıdır, alma ve kalp atışı düzensizdir,
hızlı göz hareketleri gözlenir, korteks. hızlı, gayri muntazam, düşük voltajlı dalgalar üretir ki bunlar uyanıkken görülür ve beyin metabolizn uyanıkken olduğundan daha yüksek düzeydedir. REM uykusu sırasında duruşu sağlayan kaslardaki- örneğin sırt ve bacak kasları- sertlik/gerginlik mevcut değildir, lakin ara ara ani adale seğirmeleri motor hareketsizliğini bozar.
Nakkoleptik olmayan kişiler gece uykularına non-REM uykuyla başlarlar. Bunu takriben doksan dakika sonra REM uykusu izler. Bu özellikten dolayı- ve ayrı olarak narkoleptik hastalar adale gerginliğini kaybettiği için ve ele normalde yalnızca REM uykusu esnasında olan, düşe benzer halüsinasyonlar gördükleri için araştırmacılar şu hipoteze varmışlardır: narkolepsinin bu belirtileri.
REM uykusundaki bir takım özelliklerin yersiz bir şekilde tetiklenmesinden dolayı ortaya çıkmaktadır.
Uyku problemleri narkolepsinin en yaygın görülen belirtileri olmasına karşın, bu hastalık üzerine yapılan araştırmaların çoğu. katapleksiyi başlangıç noktası olarak ele almıştır.
Uykulu olma vaziyeti aslında normal bir olgudur, narkolepside anormal olan uykulu olma vaziyetinin miktarıdır. B narkoleptik hastalarda görülen bir takım uykulu olma vaziyetlerinin anormal olup. olmadığını anlamak güçtür. Diğer taraftan, katapleksi. normal fertlerde asla görülmez.
Katapleksi kolayca ölçülebilir ve aniden başlar. Bu aniden başlama durumu, bilimadamlarına. katapleksiyi tetikleyen sinirsel olayların zamanını be- lirleme fırsatı verir. Katapleksinin gözlemlenerek, narkolepsi patolojisinin daha acık olarak anlaşılması umulmaktadır.[16]

Karabasan (Sleep Paralaysis)

Karabasan, Uyku felcidir. Derin uyku ve uyku uyuşukluğunun anormal bir şeklidir. İnsanlar, rüya gördükleri REM uykusu sırasında, göz ve solunum kasları dışında tamamen fizyolojik bir felç durumundadırlar. Hiçbir kasları çalışmaz. Hasta, birkaç dakika hareket edemez.
Umûmiyetle uykuya dalarken veya uykudan kalkarken bu uykulu hâli ile birtakım sesler duyduğunu veya şekiller gördüğünü sanır. Kestirme yaparken veya uykuya başlarken… Bu durum, başka sebeplerle de ortaya çıkabilir. Ses duyma ve şekil görmeler, aynı anda olabilir.
Böyle olmasaydı, biz rüyalarımızı oynar hale gelirdik. Rüyamızda ne yapıyorsak, yatakta da onu yapmaya başlardık. Bazen düşten uyandığımızda beynimiz uyanık ve çevrenin farkında olduğumuz halde, hareket edemez, ses çıkaramaz ve göğsümüzün üzerinde bir ağırlık varmış gibi hissederiz.
Bunu herkes, hayatının bir döneminde en az bir sefer yaşamıştır. Korku verici bir vaziyettir. Fakat saniyeler içinde kendi kendine düzelir. Kabusun olma nedeni; uykudan uyanmamıza karşın REM uykusundaki fizyolojik felç halinin, uyanır uyanmaz çözülmemesine bağlıdır. 
Çok kolay izah etmek gerekirse, “Uykudan uyandığın anda beyin uyanıyor; fakat vücut uyanmıyor…” İkisi arasında bir irtibat vardır. Vücut, bu sinyali alıp gerçekleştiremiyor hemen. Bu, genelde stresten, yorgunluktan vs. olarak izah ediyor.
Fizyolojik olarak, REM atonia olarak da bilinen, REM uykusu esnasında oluşan normal felç ile yakından alakalıdır. Buna göre bir takım bilim insanları ve fizikçiler bunun uyku döngüsünün “natürel” bir tesiri olduğuna inanır. Uyku felci, beyin REM vaziyetinden tamamiyle uyanık vaziyete geçse de, beden felcinin devam etmesi vaziyetinde oluşur.
Bu vaziyet, kişinin şuurunun tamamiyle açık olmasına karşın hareket edememesine yol açar. Ayrı olarak bu vaziyet ile beraber hypnagogic halisünasyonlar olabilir.
Rüyada gördüğümüz aktivitelerin fizyolojik tesiri, tıpkı günlük hayatta açık bilinçle yaşadıklarımızın aynısıdır. Rüyamızda, koşmak, şarkı söylemek, kaçmak aktivitelerinde bulunuyorsak beyinden kaslara bu işlevler için buyruklar gider. REM uykusu sırasında oluşan bu hareket buyruklarını “Locus Coeruleus” noktası durdurur. Bu yüzden, kişi, hareket etmek istediği halde hareket edemez.
Uyku esnasında kişileri savunmaya yönelik oluşmuş bu güvenlik sistemi, özellikle heyecanlı rüyalarda kişiye felç olmuşluk duygusu verir. İnsan, rüyasında da kaçmak istediği halde kaçamadığı, koşmak istediği halde koşamadığı rüyalar görür.
Bu felç olmuşluk hissi, korkunç rüyalarda karabasana dönüşür ve mübalağalı korku reaksiyonları (hızlı kalp çarpıntısı, ter içinde kalmak, ağız kuruluğu vb.) hissederek uyanan karabasan sahipleri KARABASAN sanrısı ile kalkarlar.
Çoğu kez, uyku felcine uğraya kişi tarafından, bunun bir rüya sebebiyle oluştuğuna inanılır. Bu yüzden, insanların hareket etmek istese de hareket edemediği rüya sayısı bu kadar fazladır. Uyku felcinin kapı araladığı halisünasyonlar bazen durumun normal bir rüya olarak idrak etmesine, bazen de oda içerisinde hayali şeyler görülmesine kapı aralar .
Karabasanın, insanın uyanışı esnasında fiziksel, eterik ve astral bedeninin bu arada bir araya gelmediklerini ve birinin dışarıdayken (tam olarak bedene girmemiş halde) diğerinin bedene dönmüş olduğunu biliyorum. Odayı hisseder, görürsünüz, hem de dokunduğunuzu da hissedersiniz, yatakta olduğunuzu da..
. Fakat bağırsanız sesiniz çıkmaz,zira astral bedeninizle bağırıyorsunuz, fiziksel bedeninize aynı ikazı gönderemiyorsunuz. Aynı şekilde bu sebepten dolayı fiziksel bedeninizi hareket ettiremezsiniz.
Karabasanın iki temel nedeni var:
  1. Kan dolaşımındaki düzensizlikler.
  2. 2-Psikolojik gerginlikler.
Daha önceki bir Avrupa şampiyonu güreşçi, bu durumun sebebini şöyle izah ediyor: “İnsanın gece yatış pozisyonu ehemmiyetli. Sırtüstü yatarsan, vücuttaki kan dolaşımı çok kısa süren bir an, ayni seviyede kalır veya durur. Bu anda vücut, söz edilen sıkıntıları yaşar. Ama sen bu durumdayken, ufak bir hareket yapsan -bir parmak bile oynatsan mesela- kan, yeniden vücutta dolaşmaya başlar ve sıkıntı dağılır.”
Bu anlattığımız olayın ilmi isimi, “Rapid Eye Movement”tir (REM). İnsanın uykusu, birkaç aşamadan oluşur. REM döneminde, hızlı göz hareketleri vardır ve beyin aktivasyonu durur. Ama bazı insanlarda beyin aktivasyonu, zaman zaman ya da sürekli durmaz. Vücudu kontrol edemezsiniz; ama bilinçli ya da bilinçsiz çevreyi görebilirsiniz.
Bu korkutucu bir durum. Çocukluktan beri “karabasan, karabasan” diye anlatılan hikâyeler, bilinçaltında daha da büyük korkular yaratıyor. Bir daha yaşarsanız, bilinciniz yerinizde ise bu bir sağlık problemi ve uyanmalıyım diye düşünün ve odaklanın. Uyanacaksınız.
 

2.HALK DİLİNDE KARABASAN

Cinlerle Alakası Var mı?

İslam dinine göre ‘karabasan’ yada halk dilinde olduğu gibi ‘ağır basma’ diye adlandırılan bu olay cinlere bağlanır. Beşer (İnsan) soyu dışında en açık şekilde Kuran-ı Kerim’de tarifi yapılan bir diğer canlı da cinlerdir.
Bir tür ateşten yaratıldığı ve insan gibi kendi amelinden mesul olduğu bilinir. İslam toplumunda karabasandan muzdarip insanlar hocalara götürülür, muskalar taşır yada yatağının altına yerleştirilen makas, bıçak gibi metal kesicilerle bu kâbustan kurtulmaya çalışır.
Peki karabasan, harbiden de cinlerin insanlara yaşattığı bir tür uyku eziyeti midir?
Karabasan olayı ve lohusalık halinde gelen hadiseler, Anadolu’nun her tarafında görülen mevcut olaylarındandır. Genellikle zemher ayında doğu bölgelerimizde “cingoloz” dediğimiz olay da bunlardan bir tanesidir.
Yani uyku/uyanıklık arasında, genelde kıllı-mıllı, siyah, goril gibi bir ağırlığın üzerinize oturduğunu, eliyle kolunuza bastırdığını, konuşamaz durma geldiğinizi, dilinizin kilitlendiğini, hareket alanınızın tamamen kısıtlandığını görürsünüz. Daha sonra bu halden çıkınca, dersiniz ki; “Ben, böyle bir şey yaşadım…”
Ya da geceleyin uyurken, aniden bir ses duyarsınız; sizi dışarıya çağırır. Sanki uyurgezer gibi hareket edersiniz, (peşinden) gidersiniz. Kendinin “cingoloz” olduğunu söyler veya sizin yakınınız şeklinde de gelebilir, sizi rastgele bir yere götürebilir. Bu tip olaylar da var.
Bir de albastı olayı dediğimiz, loğusa bayanlarda olan bir hadise: Sanki çocuğunu götürüyormuş gibi; rahatsızlandırmalar, beşiğin yerini, yatağını değiştirir gibi görüntülerle başlayan bir “hastalık” türü de var.
Şimdi bu “ağırbasan” halleri ne vakit olur?
Ağırbasan, albasan, albastı dediğimiz bu olaylar, genelde vücut yorgunken ya zihni veyahut bedenen bir yorgunluk hissi(nden sonra başlar.) Mesela; bir yolculuğa çıktınız, dönüşte bayağı bir yoruldunuz ve metruk bir yerde yalnız” kalıyorsunuz. İşte o anda siz, vücudunuz, bünyeniz uygun ise (bu, herkeste olmayabilir) bir “menfez” açabilirsiniz.
Bir de bakarsınız ki, üstünüze bir ağırlık gelir, gözleriniz ağır ağır kapanır, üzerinize korkunç bir ağırlık iner. Sesiniz soluğunuz kesilir ve yanınızda biri varsa bağıramazsınız, sesinizi ona duyuramazsınız. Bazıları da kendi tinsel güçleriyle bir dua okur, bir Ayete’l-Kürsi okuyabilir veya bütün gücüyle “Allah!” diyerek o halden çıkabilir.
Kabus olayı, diğer dinlerde de vardır. Belki onlar da Hz.İsa’dan ve kendi dinlerinden bir yardım talebinde bulunmak suretiyle aniden tinsel bir güçle bu vaziyetten çıkan insanlar olduğunu görüyoruz.
Demek ki burada olan hadise, vücutta bir “menfez”in açılmasıdır. Genelde bedensel ve zihni yorgunluk, bu vaziyete sebep oluyor.

Menfez Açıklığı Nedir?

Vücuttaki menfezler, genelde –nasıl ki insan vücudunda “akupunktur noktaları” gibi açıklıklar var ise, bunları gösteriyoruz. Diyoruz ki, hücreler arasında, sinir sistemindeki bir takım nöronlar içerisinde belli aralıklar vardır. Bu aralıklar, vücudun rastgele bir kesiminde olabilir.
Gözlerde –bir hassasiyet olarak-, ellerde, alında, boyunda, göğüste veya ayaklarda olabilir. Bunlar, ancak tecrübeler nihayetinde bulunabilir; zira her insanın yapısı farktır ve biyolojik farklığına göre de görünmeyen bir takım “şua”lar giriyor. İşte biz, bunlara “menfez” diyoruz.
Başka bir deyişle sizin manyetik şuaları aldığınız vücuttaki kilit noktalarıdır. Bunun haritasını da çıkarıyoruz. Diyoruz ki, şu, şu, şu noktalar, sizde biyolojik enerjinin girmesine kapı aralıyor ve bunlara “menfez” veyahut “koridor” diyoruz
.
Bu vaziyette bizim kültürüm tesiriyle görülen halüsinasyonların İslam dininin tesiriyle cinleri çağrıştıran kedi yada insan benzeri garip görünüşlü simgeler olması da kaçınılmazdır. Sözgelimi Alman kültüründe kabusa ‘Hexendrücken’ (cadı basması) denir.
Ortaçağ kültüründen meydana gelen cadı figürü ön tasarıdadır. Ruhun arınma safhalarıyla çok alakalı olan Budizm tesiriyle Hindistan’da bu olay, ruhun erdeme erişirken, kötü Hindu iblisi Rakshasan tarafından engellenme gayreti şeklinde açıklanır. Rusya’da uyku felcine domovoi ismindeki hane ruhunun sebep olduğu inancı hakimdir; domovoi kötü giden bir evlilik yada hainlik gibi bir nedenden dolayı hane halkını cezalandırdığı düşünülür.
Kabus olayına benzer uyku felci yaşayan Amerikalıların ise diğer ülkeler kadar bariz kültürel bir altyapıları olmaması sebebiyle, izahları daha farklıdır: Uzaylıların kaçırması olayı.
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’de binlerce insan gece uyurken uzaylılar tarafından kaçırıldığını, tutsak edildiğini yada ziyaret edildiğini bildirmiştir. Çoğunun izahı uyku felci durumunda yaşananlarla aynı özellikler göstermiştir: Hareket edememe, uyanık olduğu halde konuşamama, üzerinde bir ağırlık hissetme vs.

Peki Karabasan’dan Nasıl Kurtulunur?

1. İlk olarak bir hekime müracaat etmeli..
2. Karabasan görmekten korktuğunuz gece, sırtüstü yatmamalı.
3. Yatağın üzerinde yada yerde ekmek kırıntısı filan varsa temizlemeli.
4. Yatarken yatağa abdestli girmeli, Euzü Besmele okuyarak sağ yanı üzerine kıbleye karşı yatıp, sağ avucu sağ
yanağın altına koymalıdır.
Âyet-el Kürsi, 3 İhlas, sonra Fatiha ve 1er kez iki kul euzüyü okumalıdır. Sonra 3 defa (Estağfirullahelazim ellezi la ilahe illahü) okuyup, üçüncüsüne (el-hayyelkayyume ve etubü ileyh) ilave etmelidir.
Daha sonra da 10 kere (La havle vela kuvvete illa billah) okuyup, onuncusuna (hil aliyyil azim ellezi la ilahe illahü) ilave etmelidir! Li ilafi’yi [Kureyş suresini] gece yatarken 11 defa okumalı. Aşağıdaki hadis-i şeriflerde deklarasyonlan duaları okumalıdır:
(‘Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdi ve lâ fissemâi ve hüves-semi’ul alim’ duasını sabah 3 kere okuyana, akşama kadar, akşam okuyana da, sabaha kadar hiç bela gelmez.) [İbni Mace]
(‘Euzü bikelimâtillahittammâti min şerri mâ haleka’ duasını okuyana, o yerden kalkıncaya kadar, hiçbir şey zarar veremez.) [Müslim]
5. Cevşen duasını okumak ve üzerinizde cevşen duasını bulundurmalı. Korku gibi şeylerden savunmak için yakarmak ve âyet ile hadis gibi şeyleri yazıp taşımak dinen caizdir.
Abdullah bin Ömer Peygamberden (sav) şöyle söylenti etmiştir: “Sizden biriniz uykuda korkarsa şöyle desin: Allah’ın gazab ve azabından ve kullarının şerrinden, iblislerin kuruntusundan ve yanıma gelmelerinden eksikliği olmayan Allah’ın sözlerine sığınırım” O zaman, hiçbir şey ona zarar vermez.
Abdullah bin Amr onları temyiz çağına gelen çocuklarına öğretir, temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp onların boynuna asardı (Ebu Davııd, Nesâî, Tirmizî). Ancak bunları istismar edip sanat haline getiren ve saf kadınlarla teşriki mesai edip onlarla haşr ve neşir olmak netlikle haramdır. (Günümüz sorunlarına Fetvalar – 2, Yasin Yayınevi, s: 258 )
6. Fatiha, Nas, Felak, İhlas surelerini okumalı.
7. 7 defa Ayete’l Kürsi’yi okuyup sağa, sola, arkaya, öne, alta ve üste üfleyip yedincisini üflemeden uyumalı
8. 33 defa Sübhanellah, 33 defa Elhamdülillah ve 34 defa Allahü ekber diyerek uyumalı
9. Abdest alıp 2 rekat namaz kılıp abdestli yatmalı.
yazarYazar: Medyum Umut | tarihTarih: 21 Kasım 2017 / 18:02

Cinler nasıl ürer Cinler nasıl ürer

Cinler nasıl ürer Cinlerin de biz insanlar gibi üredikleri hepinizin malumu. Ancak hemen hemen kimse nasıl ve ne şekilde gerçekleştiğini bilmemektedir. Kuşkusuz insanların cinsel münasebetleri ile ilişkilendirmek ve benzetme yapmak olasıdır. 
Bir takım kesimlerde cinlerin enerjiden ibaret oldukları için cinsel bir münasebet yaşayamayacağını öne sürenler vardır. Ama bir enerjiden ibaret olsalar da kendi aralarında biz insanların yapabildiği, dokunabildiği, ve tadabildiği şekillerde yaşarlar. 
Cinlerin cinsel uzuvları olduğu bir gerçektir. Ve bu sayede bu birleşmeyi bitirebilirler. Her ne şekilde olursa olsun ALLAH-u alem dilemedikçe bu birleşmeden evlat sahibi olmak . Ancak boyut farklılığından dolayı insanlardan gebe kalanlar normal koşullarda 9 ay 10 gün gibi bir müddette çocuk sahibi olurken cinlerde bu müddet bir kaç aydan ibarettir. Cinlerin boyutları doğum yapmalarına mani değildir.

Cinler nasıl ürer

Başka bir deyişle 30 santimetre boyunda da olsa yeniden üreyebilirler. İnsanlar ile aralarındaki münasebetlerde bir cinin insana dokunabilmesi, taciz edebilmesi o cinin bulunduğu enerjiyi elementleri kullanarak maddeleşmesiyle olası olabilmektedir. Bu sayede bir cin insan olan bir bayana temas edebilir. Şehvet duygusunu o bayana çok fazla yaşatabilir zira kişinin beynine gönderdiği o dalgalarla o duygularla bu eylemi gerçekleştirebilir
. Birde cinlerin insanlarla değişik yoldan birleşmesi vardır ki bu genelde kadınların hayız dönemlerinde eşleriyle birleşmesinden yada iki eş arasında besmelesiz birleşmesinden olmaktadır.
 Buna hadisle örnek vermek gerekirse resul-u ekrem efenedimiz ”’Kişi hanımı ile cinsi ilişki kurduğunda besmele çekmezse iblis zekerine hulül eder ve onunla cima eder.
” emretmektedir.Başka bir deyişle burada hem besmelenin her işte ehemmiyetini hemde eşler arasındaki münasebetlerde cin iblislerinden da savunabildiğini anlamaktayız. Böyle vaziyetlerde cinler fırsat beklemektedir. İki eş cima edecekleri vakit besmele çekmezlerse o cin vakit kaybetmeden erkeğin önünde bulunur ve kadınla beraber cinsel ilişkiye girmiş olur.
Bunun neticesinde doğacak çocuklar ise ”muhannes” olur. Muhannes cin ile insan arasında olan çocuklara denmektedir.Konumuza tekrar dönecek olursak cinlerin kendi aralarında cinsel münasebette bulunabilecekleri bir gerçektir. Müslüman cinlerde cima edilmeden önce 2 rekat namaz kılınır. Eğer bu temastan evlat isterlerse yeniden ALLAH-u alem hazretlerinden niyaz ederler. İki boyut arasında dünya aleminde bilinmeyen pek çok gerçek vardır. 

Cinler nasıl ürer

Cinler insanlara neden çok fazla yalan söyler diye düşündünüz mü hiç ? 

Bakın kendileriyle ilgili şeyler mevzubahis olduğunda bin türlü yalan söylerler. Zira kendilerinde açık vermek istemezler. Bu yüzden herkes standart bir bilgi birikimiyle yazıp çizer ve bir diğer bir adım dahi öteye gidemez. Gidenler ise bütünüyle yalanlardan ibarettir.
Kendinize cinler ile ilgili bilgi veren 10 ayrı site,form seçin. Göreceksiniz ki 9 tanesi hemen hemen aynı ve alıntıdır. 1 tanesi ise biraz daha değişik yazmıştır lakin sahihliği tartışılır. İşte cinlerin kendi aralarındaki cinsi münasebetleride insanların bilmelerini istemedikleri bir olgudur. Müslüman bir cin çocuk doğduğunda doğduktan hemen sonra ”’ la ilahe illALLAH muhammeden resulullah”’ dediğini biliyormuydunuz? Sevgili arkadaşlar kuşkusuz ki konuyu elimden geldiğince üstü kapalı anlatmaya çalıştım.
Çünkü bu konu hususunda çok fazla cinsel terimler kullanılacağından bunu yapmanın uygun olmadığını düşündüm. Sanıyorum ki bu anlatımımdan da sizler anlatmak istediğimi anlayacaksınızdır. Sürç-ü lisan ettimse affola.
yazarYazar: Medyum Umut | tarihTarih: 19 Kasım 2017 / 20:13

Kilit büyüsü ile en inatçı sevgili bile nasıl aşık ettirilir Kilit büyüsü

Kilit büyüsü geçmişi çok eskilere dayanan ve sadece 11 gün gibi kısa bir sürede yoğun biçimde etki eden bir aşık etme ve kendine bağlama büyüsüdür. Büyü hem aşık ettirilecek kişiyi hem de onun ailesi ile arkadaşlarına tesir eder. Yani aynı anda pek çok kişiyi etkiler. 

Büyü geniş kapsamlı ve oldukça tesirli bir  uygulama olduğundan çok dikkatli biçimde icra edilmelidir. Zira kilit büyüsü kara büyüler içinde bozdurulması en güç ve tesirleri en kalıcı olan büyülerden biridir.

Bu yazımızda kilit büyüsünün yapılışı ve bozdurulması hakkında detaylı bilgiler vereceğiz. Yazımızın sonunda da aşık etme ve kendine bağlama konusunda en emin yol olan “dualar” mevzusuna değineceğiz ve sevgili okurlarımıza çok önemli bir tavsiyede bulunacağız.

İşte kilit büyüsü ile alakalı her şey:

Kilit büyüsü hangi amaçları gerçekleştirmek üzere yapılır?

Kilit büyüsü temel olarak insanların iradesini bağlamak ve onlara istenilen yönde karar verdirmek için yapılır. Yani kişinin zihinsel ve duygusal denetimini ele geçirir ve ona yeni bir kimlik verilir.

Kilit büyüsüne maruz kalan bir kişinin yaptıkları ile söyledikleri aslında onun kendi kararları değildir. Büyünün tesiri ile şahıs “öyle düşündüğünü veya öyle hissettiğini”zannetmektedir.

Kilit büyüsü her türlü niyet için başvurulabilecek bir büyüdür. Ancak büyünün en sık uygulanma amaçları şöyle sıralanabilir:

  • Birisini aşık ettirmek ve kendine bağlamak (Kilit büyüsü bu amaçla bazen evli kişilere yönelik de yapılabilmektedir. Bu durumda “yuva yıkan büyü” adını alır.)
  • Giden sevgilinin dönmesi için
  • Karı-kocanın muhabbetini devamlı kılmak ve eşlerin ayrılma ihtimalini ortadan kaldırmak
  • Evlatları anne babaya bağlı tutmak
  • Bir işyerindeki çalışanların veya bir ordudaki askerlerin liderlerine bağlılığını sağlamak

Burada sıralanan amaçlar dışında kimi zaman kilit büyüsü “psikolojik rahatsızlıklar oluşturarak kişiye zarar vermek” maksadıyla daha yapılmaktadır. Bu amaçla yapıldığında kişiyi “takıntılı, inatçı ve uzlaşmaya kapalı” bir şahıs haline getirir ve ona kendi eliyle zarar verdirir.

Kilit büyüsü ilk defa nerede ortaya çıktı?

Kilit büyüsünün ilk ortaya çıktığı yer Eski Mısır’dır. Daha sonra bölgeyi ele geçiren Romalılar bu büyüyü çok geniş alanlara yaymışlardır. Günümüzde de kilit büyüsü dünyanın her yerinde yaygın olarak uygulanmaktadır.

gerçekten de “kilit” ile mi yapılır?

Evet, kilit büyüsü gerçekten de kilit ile yapılmaktadır. Eski el yazması kitaplara bakıldığı zaman çok farklı şekillerde tasarlanmış kilit örnekleri ile karşılaşılmaktadır. Hatta bunların bir kısmının kilit olduğu ilk bakışta günümüz insanları tarafından hemen çıkarılamamaktadır.

Ancak kilit büyüsü için kullanılacak kilit, şekil olarak nasıl olursa olsun mutlaka şu iki özelliği taşımalıdır:

  1. Kilit mutlaka tek anahtarla açılan bir kilit olmalıdır. Çift anahtar girişi olan kilitlerle büyü yapılamaz.
  2. Kullanılacak kilit mutlaka daha önce herhangi bir yerde kullanılmış olmalıdır. Yeni alınmış ve hiç kullanılmamış kilitlerle büyü yapılamaz. Hatta kilit ne kadar uzun süre kullanılmışsa büyü o nispette güçlü tutar.

Kilit büyüsü nasıl yapılır?

Kilit büyüsü daha önceden belli bir süre kullanılmış bir kilit üzerine çeşitli tılsımlı sözcüklerin okunması ile yapılmaktadır.

Öncelikle kilit alınarak uygun bir torba içine konur ve torbanın ağzı iyice bağlanır. Başka bir torbaya ise kilidin var olan tüm anahtarları konur ve bu torbanın da ağzı iyice bağlanır.

Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta:

Eğer kilidin birden çok anahtarı varsa ve bu anahtarlardan biri herhangi bir kişide kalmışsa o kişi büyük bir bela ile karşı karşıya kalmış demektir. Fazla anahtarı yanında tutan kişi ne kadar olumsuz durum varsa kendisine çekecek ve daha iki hafta geçmeden tüm hayatı altüst olacaktır. Bu bakımdan kilit anahtarlarının kimsede kalmamasına özellikle dikkat edilmelidir.

Kilit büyüsünde tılsımlı sözcüklerle torbaların birleştirilmesi

Ayrı torbalara konmuş kilit ile anahtar bir süre sonra çıkarılır ve ortak bir torbaya konur. Ancak kilit ile anahtar çıkarılırken torbaların ağzı açılmaz. Torbalar alt taraflarından kesici bir aletle delinerek malzemeler çıkarılır.

Kilit ve anahtar aynı torbaya konulurken de tılsımlı sözcükler söylenmektedir. Zaten büyünün tüm aşamalarında tılsımlı ifadeler kullanılmaktadır. Bu tılsımlı ifadeler söylenirken hem aşık ettirilecek kişinin adı söylenir hem de bu aşkın önünde engel oluşturabilecek kişilerin adı belirtilir. Böylece büyü hem “aşık ettirilecek kişiyi” hem de“yakın akraba ve arkadaşları” etkilemektedir.

Bir süre sonra kilit ile anahtarın konduğu ortak torba da alt tarafından kesilerek malzemeler çıkarılır. Böylece alt tarafı kesilmiş vaziyette 3 adet torba elde edilecektir. Bu üç torba aslında Eski Mısır’da büyü yapılırken söylenen tılsımlı ifadeyi karşılamaktadır. Zira Eski Mısır’da en etkili büyü ifadesi 3 hecelidir ve “o-he-me” şeklindedir. Bu ifade bazı kaynaklarda “Aum” veya “om” şeklinde de geçmektedir

Kilit büyüsünün son aşaması: “Ar u ma”

Pehlevicede “ar” ateş demektir. “Ma” ise su anlamındadır. Bu aşamada önceden kesilmiş üç boş torba ile anahtarlar alınarak ateşte yakılmaktadır. Kilit ise götürülüp deniz, ırmak, göl gibi bir su kaynağına atılmaktadır.

Tabi öncesinde kilit kendi anahtarı ile kilitlenmiş olmalıdır.

Burada yakılan anahtar ile suya atılan kilit mümkün olduğu kadar birbirinden uzak yerlerde olmalıdır.

Kilit büyüsünün belirtilen tüm aşamaları sadece bir gece içinde yapılmalıdır. Büyünün icrasına akşam güneş battıktan sonra başlanır. Tüm büyü ritüellerinin sabah şafak sökmeden bitirilmiş olması gerekir.

Kilit büyüsü kaç günde tesirini gösterir?

Kilit büyüsü 11. günün akşamında tesirini göstermeye başlar. İlk 10 gün büyüye dair herhangi bir belirti ile karşılaşılmaz. Ancak 11. günde artık her şey tamamen değişmiştir. Kendisine büyü yapılan kişi ile tüm çevresi tamamen “ikna edilmiştir.”

Kilit büyüsüne maruz kalan bireylerde ne tür belirtiler görülür?

Kilit büyüsü doğrudan kişilerin ruh hallerine etki eder. Onların duygu ve düşüncelerinde değişikliğe yol açar. Bunu yaparken kişide bazı özelliklerin daha çok öne çıkmasına neden olur.

Kilit büyüsüne maruz kalan kişilerde en sık göze çarpan özellikler şunlardır:

  • Normalden fazla duygusallık
  • Sık eşya kaybetme
  • Sürekli bir hal alan hafif yorgunluk hali
  • Unutkanlık
  • Uyku düzeninde bozukluk

 

Buradaki belirtiler dışında kilit büyüsünün en önemli belirtisi “konuşmaya üşenmek”tir. Kişi istediği halde bir türlü konuşmaya güç getiremez. Birçok teklife sessiz kalarak onay verir ve daha sonra “Nasıl oldu da bir kelime dahi söyleyemedim?”diye kendi kendisine soru sorar.

Kilit büyüsünü bozdurmak mümkün mü?

Kilit büyüsü en zor bozdurulan büyülerden biridir. Eski büyü kitaplarında “Yakılmış ve küle karışmış anahtarı bulup onunla suyun altındaki kilidi açınca büyü bozulur.”ifadesi geçmektedir. Tabi bunun da imkansıza yakın bir şey olduğu ortadadır.

Kilit büyüsünün en etkili ve güvenilir büyü bozma yolu ise Kuran-ı Kerim’den Felak ve Nas surelerini okumaktır. Bu iki surenin okunması ile en güçlü kara büyüler dahi hükümsüz bırakılabilmektedir.

Kilit büyüsü yaptırmak günah mıdır?

Evet, kilit büyüsü de dahil olmak üzere her tür büyü İslam dinine göre günahtır. Maide suresinde büyü yapılmaması konusunda müminler uyarılmıştır. Hz. Muhammed’in de pek çok hadisinde büyünün yasak olduğuna dair beyanlar vardır.

Toplam 2 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12